Sensiz Yağarken Yağmurlar! 2 Musab Aslan
Tarih: 1 Mayıs 2009 Cuma
Yeni bir hikâyeye başlıyorum. Kahramanlarını seçmedim henüz. Tek kişilik kalamadığımdandır
kendime, yazmak bu derece rahatlatıyor beni. Vakit bu defa gece yarısı, öyle yazılan hikâye,
bir şöyle; bir böyle okunmaya başlayınca bende karar verdim yeniden yazmaya. Demiştim ya kaç
kişilik bir aşktı bu anlayamadım. Kitaplar alıyor, defterler dolduruyorum adına. Adım yabancı
geliyor sana. Senin aşina olmadığın numaralarım olmamıştı oysa. Hatırladım işte ’bir isim bir
şey demez olduğunda hikâye bitmiş demektir.’ Ama senin hatırlatmaların neden bu kadar acı
veriyor çözemedim.
Geceler uzar, inadına yağmur yağar bu kente. Kimse anlamaz, yağmurdan sadece ıslanabilmeyi
becerirler. Oysa biz bilirdik ki, yağmur yağarsa üzerimize, uzak ülkelerden bir hediye.
Mükâfattır bize. Nereye kadar daha giderim bilmiyorum. Ama korkum, gün gelip de yağmurdan
sadece ıslanabilirim diyedir. Gece uzun olur sevdiğim, bir ucu senin yaşadığın kenttedir
gecenin bilirim. Bu kadar uzaklık mıydı? Beni bu denli çaresiz koyan. Gecenin bir ucu da senin
yaşadığın kente varırdı bilirdim de; Ay’da, Güneş’te ikimize aynı uzaklıkta değil miydi? Sahi
uzaklık dediğimiz de bir göz kırpımı değil miydi? Ne çok sorularım oldu bir bilsen, ne çok
gecelerim, ne çok yağmurlarım oldu. Bunların yanında; ne düşlerim, ne yalnızlıklarım oldu
haberin olmayacak! Her bahar iki ağaç diktim senin ve benim adıma. Şimdi sekiz ağacımız var
umarım kıyamete kadar birlikte büyürler. Bir yolcuya gölge olurlar kimi, kimi âşıklara omuz
verirler. Belki bir gün olurda ’helal’ sözcüğü düşerse adınla adım arasına, varır iki efkâr
çayı yudumlarız yanı başlarında.
Ben seni sensizde yaşarım sevdiğim. Adına ağaçlar dikerim, camların buğusuna işlerim adını,
dualar öğrenirim, yazılar biriktiririm, sevdiğin çiçekleri aramaya çıkarım, senin sevdiğin
çikolatadan alırım iki kişilik. Seni sensiz yaşarım elbet, boş veririm sürüp gider bu hikâye,
bir gün biter nasılsa. Hangi şey Cennet’ten düştüğü gibi kalmış ki? Bende ezel hatırası
taşıyan sevgili! ‘ Bela Günü’ için hazır bulunurken bütün ruhlar, sende ordaydın ve sanki çok
yakındık birbirimize. ‘Bela’ demedik mi beraber? Biz en başında razı olduk belalara, hamd olsun!
Gece uzun sevdiğim, uykum yok. Belki bir sigara daha içerim. Sen uyumuşundur diyedir, bende
uyurum şimdi. Ortak paydamız olsun diye hatırladın mı? İlk sözüm son sözümdür. Nasıl ki
inandık ve bildik demişsek, hatırlayamadığımız bir âlemde.
Ben inandım sevdiğim. Sen inanmasan da olur.Şimdi biriktirdiğim duaları sunma vaktidir ’bela
gününün’ sahibine. İşte gece ve dualarım, ne söyleyeyim? Yetmez mi?
Gelir geçer mevsimler, kimi yağmur yağar kente, kimi sensizlik! Demiştim sürer gider bu
hikâye, bilsem ki yazarak yaşayabiliyorum, kaç defter doldururum sevda adına. Ama yetmiyor
işte, yazmak yetmiyor, uzun boylu gurbet ikindilerinde pencere önü bekleyişlerine bir son
vermeye. Ben ölüyorum aslında! İşte bir buğulu hava kentte ve hafiften yağmur. Ne yapılır
bilmem ki? Düşerim yollarına, bir acı kahve ısmarlarım kendime, sigaramın efkârında ararım
kadim zamanların dershane çıkışlarını. Çeker giderim sırtımda ceketim, yüreğimde bir ince
sızı, dudağımda ıslığım, basar giderim hayatın üstüne, buda geçer derim. Buda geçer nasılsa!
Şimdi mevsim bir ikindi sonrasıdır belki, hadi dışarıda da hafiften bir yağmur olsun (işte bu
hayallerin imkân sınırını zorladığı saatlerde, birkaç numara tuşlayıp sana ulaşabilmenin var
olduğu gerçeğidir, elimi kolumu bağlayan ) bir acı kahve ısmarlarım iki kişilik. İşte böyle
sevgili, talihsiz bir aşkın kırık dökük sözcükleriydi deftere dökülenler. Hikâye biter, defter
kapanır. Hayat normale döner. Ama gerçekler var tarifini yapamadığım. Hepsi doğruydu, yağmur,
ikindi, gece ayazı, acı kahvelerim, sokaklar. Hepsi gerçekti. Hepsi gerçekti de, bir şey yalandı...
Ben seni nasıl sensizde yaşardım..?
Musab Aslan musab.aslan@hotmail.com
Bu köşe yazısı 600 defa okundu. Toplam 495 kelime
[ Geri Dön: Musab Aslan ] - [ Yazarlar İndeksi ]
|