guldostu
Çavuş


Kayıt: Mar 10, 2010
Mesajlar: 29
Nerden: ist
|
Tarih:
Çrş Mar 10, 2010 5:15 pm |
|
Kaderin cilvesi, beni menfa olarak muhtelif yerlerde bulundurdu. Bu esnada Kur’anı Kerimin feyzinden kalbime doğan füyuzatı yanımdaki kimselere yazdırarak bir takım risâleler vücude geldi. Bu risâlelerin heyeti mecmuasına “Risâle-i Nur” ismini verdim. Hakikaten Kur’anın nuruna istinat edildiği için, bu isim vicdanımdan doğmuş, bunun ilhamı İlâhî olduğuna bütün kalbimle kaniim ve bunları istinsah ederken “Barekâllah” dedim. Çünki iman nurunu başkalarından esirgemeğe imkân yoktu. Bu risâleler, bir takım iman sahipleri tarafından birbirinden alınarak istinsah edildi. Bana öyle bir kanaat verdi ki, Müslümanların zedelenen imanlarını takviye için bir sevk-i İlâhîdir. Bu sevki İlâhîye hiçbir sahibi iman mâni olamıyacağı gibi teşvike de dinen mecbur olduğumu hissettim. Zaten bugüne kadar yüz otuzu bulan bu risâleler tamamen ahiret ve iman bahislerine ait olup, siyasetten ve dünyadan kasdî olarak bahsetmez. Buna rağmen bir kısım fırsat düşkünlerinin iştigal mevzuu oldu. Denizli’de tevkif edildim. Muhakemeler oldu. Neticede hakikat tecellî etti, Adalet yerini buldu. Fakat bu düşkünler bir türlü uslanmadılar. Bu defa da beni tevkif ederek Afyona getirmişlerdir. Mevkufum. İsticvap altındayım. Bana şunları isnat ederler:
1 – Sen siyasî bir cemiyet kurmuşsun.
2 – Sen rejime aykırı fikirler neşrediyorsun.
3 – Siyasî bir gaye peşindesin.
Bunların esbabı mucibe ve delilleri de, risalelerimin iki, üçünden, on, on beş cümledir.
Beşerin ağzından çıkan hangi cümle vardır ki tevillerle cürüm ve suç teşkil etmesin. Bilhassa benim gibi yetmiş beş yaşına varmış ve bütün dünya hayatından elini çekmiş, sırf ahiret hayatına hasr-ı ömr etmiş bir adamın yazıları elbette serbest olacaktır. Hüsn ü niyete makrun olduğu için, pervasız olacaktır. Bunları tetkikle altında cürüm aramak insafsızlıktır. Başka bir şey değildir. Binaenaleyh, bu yüz otuz risâleden hiç birisinde dünya işini alâkalandıran bir maksat yoktur. Hepsi Kur’an nurundan iktibas edilen ahiret ve imana taallûk eder. Ne siyasî, ne de dünyevî hiçbir gaye ve maksat yoktur.
Nitekim hangi mahkeme işe başlar ise aynı kânaatla beraet kararına varmıştır. Binaenaleyh lüzumsuz mahkemeleri işgal etmek ve masum iman sahiplerini işlerinden güçlerinden alıkoymak, vatan ve millet namına yazıktır. Eski Said, bütün hayatını vatan ve milletin saadeti uğrunda sarfetmişken, bütün bütün dünyadan el çekmiş, yetmiş beş yaşına gelmiş yeni Said, nasıl olur da siyasetle iştigal eder? Buna tamamen siz de kanisiniz. Bir tek gayem vardır: Mezara yaklaştığım bu sırada, İslâm memleketi olan bu vatanda Bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâmın iman esaslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek gençleri ve Müslümanları imana davet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücadelem ile İnşaallah Allah huzuruna gitmek istiyorum. Bütün faaliyetim budur. Beni, bu gayemden alıkoyanlar da korkarım ki Bolşevikler olsun. Bu iman düşmanlarına karşı mücadele açan sizin gibi dindar kuvvetlerle elele vermek, benim için mukaddes bir gayedir.
Beni serbest bırakınız. Elbirliğiyle Komünistlikle zehirlenen gençlerin ıslâhına ve memleketin imanına, Allahın birliğine hizmet edelim. (Şuâlar, Sahife 302–303)
Mevkuf Said Nursî |
_________________ YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi” |
|