Ana Sayfa     Forumlar     Videolar     Dosyalarımız     Site Ekle     iletişim

Seccadem :: Arama
Seccadem
  
   SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları 
Kayıt OlKayıt Ol  ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 

Arama sonucunda 60 adet mesaj bulundu
Yazar Mesaj
Başlık: Sıra bana da gelecek, sana da.
zinnureyn

Cevaplar: 1
Görüntüleme: 422

MesajForum: Nakşibendi ve Menzil Cemaati   Tarih: Sal Mar 24, 2009 12:31 am   Konu: Sıra bana da gelecek, sana da.
Allah senden razı olsun, sen de Allah'tan razı ol Mecnun kardeş.
Başlık: Kur'an'ın Tertibi
zinnureyn

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 354

MesajForum: Kitabımız Kuran-ı Kerim   Tarih: Cmt Oca 31, 2009 1:51 am   Konu: Kur'an'ın Tertibi


Kur’ânı Kerîm âyetlerden ve değişik sayılarda âyetlerin yer aldığı sûrelerden oluşur. Bazı âyetler özel adlarla anılmış olup bunların en meşhuru Âyetü'l-kürsî’dir (el-Bakara 2/255). Deyn âyeti, ribâ âyeti, kumar âyeti gibi adlandırmalar ise daha çok âyetin konusuyla ilgilidir. Mekke döneminde nâzil olan âyetlerde terim anlamıyla âyet ve sûre kelimeleri geçmektedir (bk. M. F. Abdülbâkı, el-Mu'cem, ''âyet'' ve ''sûre'' md.leri). Meselâ müşriklere meydan okunurken Kur’an’dakine ben-zer bir sûrenin getirilmesi istenir (Yûnus 10/38). Buradan anlaşıldığı kadarıyla Kur’an vahyine ait bölümlerin âyet ve sûre şeklinde belirlenmesi risâletin ilk yıllarında olmuştur. Hz. Osman’ın mushaflarına göre Kur’an’da 114 sûre bulunmaktadır. Tevbe sûresi dışındaki bütün sûrelerin başında besmele mevcuttur.

Tevbe’nin başında besmelenin bulunmamasıyla ilgili olarak bu sûrenin Enfâl’in devamı olduğu yolunda rivayetler varsa da daha tutarlı olan görüş, Tevbe sûresinin müşrik ve kâfirlere ültimatomla başladığından eman bildiren besmelenin bu ültimatomla çelişeceği şeklindedir. İbn Mes‘ûd ve Übey b. Kâ‘b gibi bazı sahâbîlerin şahsî mushaflarında Fâtiha, Felak ve Nâs sûrelerinin bulunmaması, bazılarınkinde ise kunut dualarının yer alması, özellikle müsteşrikler tarafından değişik yorumların yapılmasına yol açmışsa da bu mushaflar ilgili kişilerin kendi tasarruflarına dayalı olup üzerlerine hüküm bina edecek ilmî değerleri yoktur. Kur’an’ın en kısa sûreleri üçer âyetlik Asr, Kevser ve Nasr, en uzun sûresi 286 âyetten meydana gelen Bakara’dır.

Âyet ve sûrelerin Hz. Osman’ın mushaflarındaki tertibi konusunda bazı küçük ihtilâflar vardır. Âyetlerin sûreler içerisindeki tertibinin Hz. Peygamber’e ait bir tasarruf olduğu ve bu tasarrufu Cebrâil’in isteği doğrultusunda yaptığı yönündeki hadise dayanan âlimler (Müsned, I, 57) âyetlerin tertibinin vahye dayalı (tevkıfî) bulunduğu hususunda fikir birliği içindedir (M. Zâhid el-Kevserî, s. 6). Bazı sûrelerdeki, öncesi ve sonrası ile irtibatı kesik olduğu iddia edilen âyetlerin varlığı gerekçe gösterilerek âyetlerin ter-tibinde bazı ictihad hataları bulunduğu özellikle Batılı ilim adamları tarafından ileri sürülmüşse de bu yaklaşım büyük ölçüde âyetler arası ilişki konusundaki indî görüşlere dayandığı için bir değer taşımamaktadır. Bu âyetlerin bir kısmı, nüzûlü Mekke’de tamamlanan ve Hz. Peygamber tarafından neredeyse yirmi yıla yakın bir süre okunan sûrelerde (meselâ bk. el-Kıyâme 75/16-19) yer aldığından bunların sûre içindeki yeri konusunda hata ihtimali yoktur.

Âyetlerin tertibine dair en önemli delil, Kur’an’ın Cebrâil ile Resûl‑i Ekrem arasında karşılıklı okunmasıdır. Zira içinde belli bir tertip bulunmayan metnin karşılıklı okunması ve takibi düşünülemez. Halbuki bu okuma her yıl yapılmış ve namazlarda bu tertip üzere okunmuştur. Hz. Osman’ın Kur’an’ı istinsah ve teksir ettirmesine kadar geçen on beş yıllık süre içerisinde namazlarda ve Kur’an’ı ezberleme çalışmalarında Hz. Peygamber’in vefatından önce belli olan tertip esas alınmış, sahâbe arasında bu konuyla ilgili herhangi bir ihtilâfın olduğuna dair kaynaklarda bir bilgiye rastlanmamıştır (ayrıntılı bilgi için bk. İbnü’z-Zübeyr es-Sekafî, s. 183; Süyûtî, Ter-tîbü süveri'l-Kur'ân, s. 31-36; ayrıca bk. ÂYET; MÜNÂSEBÂTÜ'l-ÂYÂT ve's-SÜVER; SÛRE).

Abdülhamit Birışık

Başlık: "Çıkar ağzından baklayi" deyimi nereden geliyor?
zinnureyn

Cevaplar: 1
Görüntüleme: 365

MesajForum: Konunun Kategorisi Yok   Tarih: Prş Oca 29, 2009 10:19 pm   Konu: "Çıkar ağzından baklayi" deyimi nereden geliyor?


Vaktiyle çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Zamanla kendine
yakıştırılan küfürbazlık şöhretine tahammül edemez olmuş. Soluğu bir
tekkede almış ve durumu tekkenin şeyhine anlatıp sırf bu huyundan
vazgeçmek için dervişliğe soyunmaya geldiğini söylemiş. Şeyh efendi bakmış,
adamın niyeti halis, geri çevirmek olmaz, matbahtan bir avuç bakla tanesi
getirtmiş. Bunlara okuyup üfledikten sonra yeni dervişe dönüp tembih
etmiş:

-Şimdi bu bakla tanelerini al. Birini dilinin altına, diğerlerini
cebine koy. Konuşmak istediğin vakit bakla diline takılacak, sende küfür
etmeme isteğini hatırlayıp o an da söyleyeceğin küfürden geçeceksin. Bakla
ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir baklayı dilinin
altına yerleştirirsin.

Adamcağız şeyhinin dediği gibi tekkede kalıp kendini kontrol etmeye
başlar.
Bu arada şeyh efendi de bir yere gidince onu yanından ayırmamaktadır.
Yağmurlu bir günde şeyh ile derviş bir sokaktan geçerlerken bir evin
penceresi hızla açılır ve gençten bir kız çocuğu başını uzatarak,

- Şeyh efendi, biraz durur musun? Deyip pencereyi kapatır. Şeyh efendi
söyleneni yapar, illa yağmur sicim gibi yağmaktadır. Sığınacak bir
saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız
da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne
istediğini sormak geçer içinden ve tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar
pencerede görünür ve,

- Şeyh efendi, der, birkaç dakika daha bekleseniz...

Şeyh içinden "lahavle" çekse de denileni yapmamak tarikat adabına
mugayir olduğundan biraz daha beklemeyi göze alır. O sıra da küfürbaz derviş
kendi kendine söylenmeye başlamıştır. Yağmurun şiddeti gittikçe artmakta,
bizimkiler de iliklerine kadar ıslanmaktadırlar. Nihayet pencere üçüncü
kez açılır ve kız seslenir:

- Gidebilirsiniz artık!..

Şeyh efendi merak eder ve sorar:

- İyi de evladım bir şey yok ise bizi niçin beklettin?

- Efendim, der kız, elbette bir şey var, sizi sebepsiz
bekletmiş değiliz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun
altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur,
horoz çıkarmış. Annem sizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu.

Münasebetsizliğin bu derecesi üzerine şeyh efendi,

- Ulan derviş, der, çıkar ağzından baklayı!.
Başlık: Ahde vefa (Çok Güzel Bİr Kıssa)
zinnureyn

Cevaplar: 1
Görüntüleme: 369

MesajForum: İslami e-Kitaplar, Şiir ve Yazılar   Tarih: Prş Oca 29, 2009 9:53 pm   Konu: Ahde vefa (Çok Güzel Bİr Kıssa)

Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki :

-Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.

Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek :

-Söyledikleri doğru mu diye sorar.

Suçlanan genç der ki :

-Evet doğru.

Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Genç anlatmaya başlar:

- Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım. Ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor. Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım. Arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı, atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası
öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret, dedi.

Hz Ömer:

- Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin, dedi. Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:

- Efendim bir özrüm var, diyerek konuşmaya başladı:

- Ben memleketinde zengin bir insanım, babam, rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum, der.

Hz. Ömer der ki:

- Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?

Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki:

- Bu zat benim yerime kalır. O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As' dan başkası değildir. Hz. Ömer Amr'a dönerek:

- Ey Amr, delikanlıyı duydun, der. O yüce sahabe:

- Evet, ben kefilim, der ve genç adam serbest bırakılır. Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As'a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler. Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir der ki:

-Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim. Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki:

- Biz de sözümün arkasındayız. Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki:

- Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin?

Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan):

- 'AHDE VEFASIZLIK ETTI' demeyesiniz diye geldim der. Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki:

- Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu onun yerine kefil oldun?. Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyyen razı olsun, vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir:

- Bu kadar insanın içerisinden beni seçti.

'İNSANLIK ÖLDÜ 'dedirtmemek için kabul ettim, der. Sıra gençlere gelir, derler ki:

- Biz bu davadan vazgeçiyoruz.

Bu sözün üzerine Hz Ömer:

- Biraz evvel babamızın kani yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz, der. Gençlerin cevabı da dehşetlidir:

-MERHAMETLİ İNSAN KALMADI' DEMEYESINIZ DİYE…
Başlık: Öğren, Uygula, Tebliğ Et ve Takvâ Sahibi Ol
zinnureyn

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 338

MesajForum: İslami e-Kitaplar, Şiir ve Yazılar   Tarih: Prş Oca 29, 2009 9:24 pm   Konu: Öğren, Uygula, Tebliğ Et ve Takvâ Sahibi Ol

Başlığa yerleştirdiğimiz sözcükler, yazımızın ana fikrini ve temelini oluşturacaktır. Yazıyı tamamlayıp ana fikri tespit ettikten sonra oluşturulması adet haline gelen başlık koyma yerine, bu sefer başlıktan hareketle fikrimizi anlatmaya çalışacağız.

1- Okumak-Öğrenmek

Kur’ân-ı Kerim, okumaya, öğrenmeye, ilme ve ilim sahiplerine büyük önem vermiştir. Hz. Peygamber’e inen ilk âyetlerde okumadan, bunların araç ve gereci olan kalemden söz edilmesi, Kur’ân’ın ilme atfettiği değeri göstermektedir. “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı aşılanmış bir yumurtadan yarattı. Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.”1 Görüldüğü gibi âyette “oku” emriyle Hz. Peygamberden okuması istenmiş, ancak meful (tümleç) yani, okunacak şeyin ne olduğu belirtilmemiştir. Bu durum, okunacak ve öğrenilecek şeylerin sadece dinî konuları içermediğine, Allah Teâlâ’nın adına, insanlık için faydalı ne varsa, hepsinin okunmasının gerekli olduğuna işaret eder. Hz. Peygambere “Oku! İnsanlık için faydalı ne varsa öğrenmeye çalış, Allah rızası için ilim talep et” şeklinde umumi bir ifade ile hitap edilmesi, Kur’ân’ın, insanlığın yararına olan bütün ilimleri tavsiye ve teşvik ettiğini göstermektedir.


“Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun!”2 âyetinde açıkça görüldüğü gibi ilmin tespiti, yazıya geçirilmesi ve nesillere aktarılması için çok gerekli olan kalemden bahsedilmesi ve bundan dolayı bu sûreye Kalem Sûresi denilmesi de Kur’ân’ın ilme olan temel bakışını ortaya koymaktadır.


Kur’ân, ilim adamına da büyük önem vermiştir. Hz. Allah, meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” (Bakara, 2/30) buyurarak yeryüzünde iradesini temsil etmek üzere bir insan yaratacağını bildirmiştir. Yaratılan ilk insan ve ilk halife olma şerefine erişen Hz. Adem’e Allah, bütün eşyanın isimlerini öğretmiş, aynı isimleri meleklere arz etmiş, ancak melekler Hz. Ademe öğretilen isimlerin neler olduğunu cevaplayamamışlardır. Allah Teâlâ, meleklere kendi adına Adem’e secde etmesini emretmiştir. Meleklerin, Hz. Adem’e secde etmesi, Allah’ın ona öğrettiği ilim sebebiyledir ve onun meleklerden üstünlüğü de buradan kaynaklanmaktadır.


Yine Kur’ân “De ki! Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.”3 beyanı ile, ilim ehli ile, ilim ehli olmayanların eşit olmayacağını, bilen, öğrenen ve öğretenlerle, bilmeyenlerin ve öğrenmeyenlerin aynı tutulmayacağına işaret etmektedir. Kur’ân, “...Kulları içerisinde ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) korkar.”4 âyeti ile de hakiki ilim sahiplerinin Allah’tan korkacağını, Allah’a saygı duyacağını ve Allah’ı gerçek manada tanıyacağını vurgulamaktadır.


2- Uygulama


Allah Teâlâ, ilim sahiplerini yüceltmiş ve övmüştür. Ancak onların öğrendikleri ile amel etmesini emir buyurmuştur. İlk gelen âyetlerde Hz. Peygambere okuması emredildikten sonra “Ey örtünüp bürünen (Resûlüm!) Geceleri kalk namaz kıl. Ancak biraz müstesna. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur’ân’ı tane tane oku. Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz”5 buyurularak amele davet edilmiştir.


Görüldüğü gibi âyetleri bir tertip içerisinde düşündüğümüzde “önce okuyup öğren, sonra okuyup öğrendiklerini tatbik et” şeklinde bir anlamla karşılaşırız. Hz. Peygambere geceleri kalkıp namaz kılması emredildikten sonra, ağır bir sözün (Kur’ân âyetlerinin) kendisine vahyedileceğinin bildirilmesi de bu yorumu teyit etmektedir.


Kur’ân-ı Kerim, söylediğini yapmayanların, sözden uygulamaya geçmeyenlerin, sadece teori ile yetinenlerin Allah tarafından sevilmediğini bildirmektedir. “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.”6


Âyete göre kişi, yapabileceği şeyi söylemeli, söylediğini de yapmalıdır. Özü ile sözü, sözü ile işi uyumlu olan insanlar, sevilir, takdir görür, itibar edilir, güven duyulur ve konuştukları dikkate alınır. Başarının ve başkalarını etkilemenin yolu teori ve pratikteki uyumdur. Tebliğde de başarılı olmanın temel sırrı burada yatmaktadır.


Kur’ân, Tevrat’ın hükümlerini uygulamakla sorumlu tutuldukları halde, bunu yerine getirmeyenleri ayıplamakta ve onları ciltler dolusu kitaplar taşıyan eşeklere benzetmektedir. “Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkeplerin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür!...”7


Bilginiz, alimiz, kariyer sahibiyiz ve birçok eser telif etmişiz diye övünüp duran amelsiz kişilerin de bu âyetle kınandığını görmekteyiz. İlim insana, Allah’ı tanıtır, kulluğu talim eder, kendisine yönelmesini sağlar. Sahibine Allah’ı ve kendisini tanıtmayan ilimden ne hayır gelir. Yunus Emre (638-1241/720-1321) bu konuda ne güzel söylemiştir:


Hz. Peygamber, ilmi ile âmil olmayanların kıyâmet gününde uğrayacağı azabı şöyle açıklar: “Kıyamet gününde bir adam getirilerek cehenneme atılacak ve karnındaki bağırsakları dışarı çıkacak. Onları, eşeğin değirmen taşını döndürdüğü gibi döndürecek. Tam bu esnada cehennemlikler yanına toplanacak ve “ey Filan, sana ne oldu? Sen iyiliği emir, kötülüğü men etmez miydin?” diyecekler. O da “evet! İyiliği emrederdim, Ama yapmazdım. Kötülükten men ederdim ama onu kendim yapardım..”9


Tebliğ, uyarma, irşat ve toplumu bilinçlendirme görevini üstlenenler, öncelikle anlattıkları prensipleri kendi zatlarında, aile içerisinde ve yakın çevresinde uygulamalıdır.


3- Tebliğ


Üçüncü merhale tebliğdir. Okuyup öğrendikten ve uygulama safhasından sonra tebliğ devresi başlamaktadır. Hz. Peygamber’e, okuyup öğrendikten sonra uygulama alanına geçmesi emredilmiş, daha sonra ise tebliğ görevine başlaması istenmiştir.


Hz. Peygamber, kendisine vahyedilen ilk âyetlerin tesiri ile kalbi heyecan ve korku içerisinde kalmış ve evine dönüp sükunet bulmaya çalışmıştır. İstirahata çekildiği bir sırada “Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)! Kalk ve (insanları) uyar.”10 emrine muhatap olmuştur. Bu umumi hitaptan sonra Hz. Peygamber’e şu talimat verilmiştir:“(Önce) en yakın akrabanı uyar. Sana uyan mü’minlere (merhamet) kanadını indir. Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım”11


Artık bundan sonra Hz. Peygamber, bütün samimiyet ve gayreti ile dur durak bilmeden tam 23 yıl tebliğ görevini sürdürmüş, kendisine gelen vahyin ilkelerini önce nefsinde, aile içerisinde ve yakın çevresinde uyguladıktan sonra ümmetine tebliğ etmeye ve anlatmaya devam etmiştir. “Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim...”12 âyeti ile vazifesini tamamladığı ve eksiksiz olarak görevini yerine getirdiği kendisine bildirilmiştir. O, okumuş, öğrenmiş, uygulamış, tebliğ etmiş ve nihayet vazifesini bihakkın tamamlama rütbesi ile ödüllendirilmiştir.


4- Takvâ


Takvâ, Allah’ın korumasına girmek, emrini tutup Rabbından korunmaktır.13 İbn Abbâs’ın rivayetine göre Hz. Peygambere indirilen son âyet, “Allah’a döndürüleceğiniz, sonra herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının.”14 âyetidir.15 Hz. Peygamber, bu âyetin inişinden 21 gün sonra vefat etmiştir.16


Görüldüğü gibi bu âyette ittikâ (sakınmaktan) bahsedilmektedir. “...O muttakiler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol gösterici.”(Bakara, 2/2) olan Kur’ân’ın son âyeti, Allah’a döndürülecek günden korkmayı emretmektedir. Takvâ, ittikâ ve muttakî kavramlarını yoğun bir şekilde ele alan Kur’ân’ın son âyetinin de bu kavramla bitmesi, dikkate şayandır.


Bütün fiiller, hizmetler, Allah’tan korkmaya ve O’na saygı duymaya bağlanmıştır. Yapılan her işin ve hizmetin özü ve temeli de takvâ ile anlam kazanmaktadır. Bütün yöneliş ve gidişler Allah’adır. Hep O’nun huzurunda toplanacağız. “Oku” emri ile başlayıp, “Allah’a döndürüleceğiniz günden sakının” ifadesi ile son bulan mesajına göre Kur’ân’ın hedefini şöyle açıklayabiliriz: “Ey Peygamber! Ey Peygambere ümmet olan mü’minler! Karar kılacağınız, varıp duracağınız ve sevk edileceğiniz (Kıyâmet, 75/12, 30) yer, O’nun huzurudur. Yapacağınız bütün etkinlikleri, O’na saygı duyarak, O’nun rızasını esas alarak yapınız. Önce okuyun, öğrenin, amel edin, sonra tebliğ edin, daha sora takva ile işlerinize yön verin ve tamamlamaya çalışın.”

--------------------------------------------------------------------------------

Kaynak: Altinoluk dergisi, 09/2004
Başlık: İmam-ı Azam'dan tavsiyeler
zinnureyn

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 333

MesajForum: İslam Alimleri ve Evliyaullah   Tarih: Prş Oca 29, 2009 9:20 pm   Konu: İmam-ı Azam'dan tavsiyeler

1) Ancak ilmi bir ihtiyaçtan dolayi devlet baskani ile yakin iliski içinde ol. Onun yaninda ates içerisinde imis gibi ol. Çünkü sultan kendisi için istedigini baska hiç kimse için istemez.

2) Devlet baskani sana bir mesele arzettiginde, söylediklerini kabul edecegine kani olmadikça, o meseleyi çözmeyi kabul etme.

3) Avamin (siradan seviyesiz ve bilgisiz insanlarin) arasinda, sorulmadan rastgele konusma.

4) Avamin ve tacirlerin yaninda ilme ve dine ait olmayan sözlerden kaçin ki, mala ragbet ve sevgin üzerinde durulmasin.

5) Avam arasinda ne gül, ne de tebessüm et, yilisIk olma.

6) Gereksiz yere çarsiya - pazara sIkça çikma.

7) Olgunluga erismemis yeni yetismelerle çok konusma, senli benli olma.

8) Sokaklarda, mescidlerde yeyip içme. Yol kenarlarindaki çesme ve sulardan su içme.

9) Yol ortasinda oturma. Yok illâ da oturacaksan hiç olmazsa mescidlerde otur.

10) Dükkanlarda oturma.

11) Ipek ve ipek karisimi elbiseleri giyme, ahmakliga yol açar.

12) Evlilik hayatinin tüm ihtiyaçlarini karsilayabilecek duruma gelmedikçe evlenme. Önce ilim taleb et, sonra helâl mal kazan, sonra da evlen.

13) Gençliginde hep ilimle ugras. Çünkü gençlik, gönlün ve zihnin bos ve temiz oldugu andir.

14) Her daim Allah'tan kork, emaneti edâ et, seviyeli seviyesiz tüm insanlara nasihat et.

15) Hiç kimseyi küçük görme. Kendi vakarini tanidigin gibi baskalarinin vakar ve haysiyetini de tani.

16) Bilgisiz kisilerle özellikle dini konularda tartismaya girme.

17) Tartisma kurallarina uymayanlar ve çikar elde etmek için tartisanlarla tartisma.

18) Her kim sana soru sorarsa, sadece sorusuna cevab ver. Meseleyi fazla dagitma.

19) Kazançsiz ve aziksiz on yil da kalsan ilimden yüz çevirme. Çünkü ilimden yüz çevirdiginde maiset derdi, geçim sIkIntisi sana musallat olur.

20) Talebelerine, sanki onlar senin çocuklarinmis gibi egil ki, onlarin ilme arzulari artsin.

21) Hakki söyleme konusunda sultan dahil hiç kimseden korkma.

22) Insanlarin hatalarinin ardina düsme, aksine onlarin güzelliklerini gör. Ancak dini konularda hatalarini gördüklerini diger insanlara bildir ki ondan sakinsinlar ve ona uymasinlar. Bu konuda hiç kimsenin makam ve mevkisinden çekinme ki, hiç kimse dini bozmaya, bidatleri hortlatmaya cesaret edemesin. Çünkü Allah bu konuda senin ve dinin yardimcisidir.

23) Senden baskalarinin yaptigindan daha çok ibadet ve taatte bulunmaya çalis ki, ilmin meyveleri üzerinde görülsün.

24) Alimleri bulunan bir yere vardiginda orada sadece sen varmis havasina bürünme. Halki etrafina toplayip çekip çevirmeye kalkisma. Onlarin hocalarina dil uzatma. Lüzumsuz ve yersiz tartismalara girme. Delilsiz, kaynaksiz konusma. Onlardan biri imis gibi ol. Yoksa sana hased ederler.

25) Allah için, hep göründügün gibi ol. Nasilsan öyle görün.

26) Tartisma aninda korkak olma. Yoksa bildiklerini karistirirsin, dilin tutulur kalir.

27) Çok gülmekten sakin, çünkü o kalbi öldürür.

28) Ancak agir basli bir sekilde yürü. Hoppa ve kaypak olma.

29) Islerinde aceleci olma.

30) Biri arkandan çagirinca ona kulak verme. Çünkü arkalarindan ancak hayvanlar çagirilir.

31) Konusurken bagirip çagirma. Lüzumsuz yere sesini yükseltme. Sakin ve agirbasli ol.

32) Yalniz kaldiginda oldugu gibi insanlarin yaninda da Allah'i zikret.

33) Namazlardan sonra kendine ait bir virdin (Allah'i zikir, sükür, Kur'ân tilaveti ve duâ) olsun.

34) Her ay oruç tutacagin belirli günlerin bulunsun. Bu konuda baskalari seni örnek alsin.

35) Mecbur kalmadikça alis-veris isleri ile ugrasma. Bu islerini güvendigin kisilere gördür.

36) Kendini kontrol et, baskalarini gözet ki, ilmin ile hem dünyan hem de ahiretinden yararlanilsin.

37) Dünyaliklarina ve bulundugun haline güvenme. Çünkü Allah tüm bunlardan seni hesaba çekecektir.

38) Ölümü çokca hatirla.

39) Hocalarin için duâ ve istigfarda bulun.

40) Kabirleri, ilmi ile amel eden zatlari ve mübârek yerleri çokca ziyaret et.

4i) Dine dâvetin disinda hevâ ve heves ehli ile düsüp kalkma. Oyun oynama. Sövüp sayma.

42) Ezan okundugunda hemen mescide kos.

43) Insanlarin sirlarini açiga vurma.

44) Seninle istisare edenle sen de istisare et, ancak rastgele insanlarla degil, seni Allah'a yaklastiracagini bildigin kisilerle.

45) Cimrilikten sakin. Aç gözlü ve yalanci olma. Saçmalama. Her isinde mürüvvetini, insanligini muhafaza et.

46) Her halukâda beyaz, açikrenkli elbise giy.

47) Dünyaya çokca haris olma, gönül zenginligi içinde ol. Fakir olsan bile kanaatkârligini, gönül zenginligini ortaya koy.

48) Esyalarini rastgele insanlara degil, güvendigin kisilere teslim et. Islerini de onlara gördür.

49) Su adinin bayagisi olan dünyayi hep hakir gör, geçici olduunu aklindan çikarma. Allah katinda olanin daha hayirli ve daha kalici oldugunu unutma.

50) Bir toplum seni öne geçirmedikçe, ne namazda ne de baska islerde onlarin önüne geçme.

51) Ilim meclislerinde kizma, kendini bilgisizlerle ölçme.

52) Bu ögütlerime saril ki, Allah'in izni ile önünde sonunda ondan faydalanasin. Beni de duândan unutma. Ben ancak senin ve müslümanlarin maslahatlari, yararlanmalari için bu tavsiyeleri yaptim.
Başlık: Mutfak İçin Pratik Bİlgiler
zinnureyn

Cevaplar: 1
Görüntüleme: 361

MesajForum: Yemek Tarifleri   Tarih: Prş Oca 29, 2009 9:18 pm   Konu: Mutfak İçin Pratik Bİlgiler
Balık

Balığı seçerken son derece dikkatli olmalıyız. Gözleri pırıl pırıl parlak, solungaçları ise pembe ya da kırmızı renkte olmalıdır.

Balık kızartma yağının içine kırmızı biber serperseniz bu balığa değişik bir lezzet verir ve ayrıca balığın rengi çok güzel ve parlak olur.

Balık kokusunu tabaklardan, çatallardan, bıçaklardan çıkarmak hiç kolay olmaz. Balık kokusunu çıkarmak için yıkama suyunun içine bolca kahve telvesi atın. Telve balık kokusunu emecektir. Sonra bildiğiniz gibi bolca suyla durulayın.

Balık kızarttıktan sonra mutfağa sinen kokuyu gidermek için bir kapta: 1 çay bardağı su ve 2 çorba kaşığı sirkeyi kaynatınız

Buzdolabı

Ambalajı açılmış salam, sosis gibi şarküteri ürünlerini buzdolabında 3 gün tutabiliriz. 3 gün içinde tüketilmeyecekse dondurarak bu süreyi 6 aya kadar uzatabiliriz.

Buzdolabınız bozuldu, ya da artık boş yer yok. Temiz bir kovayı musluk suyu ile doldurun. İçine bir çorba kaşığı sofra tuzu atın. Şişeleri daldırın. Yeterince soğuyacaktır.

Buzdolabınızdaki kokuları gidermenin en iyi yolu bir kaba biraz süt koyup dolabın bir köşesine yerleştirmektir.

Domates

Domatesin kabuğunu kolay soymak için, kaynar suya daldırıp, bıçağın tersini domatesin yüzünde ağır ağır gezdirin ya da domateslerin üzerini dört tarafından bıçakla çizdikten sonra kaynar sudabir dakika kadartutmak kafidir

Domateslerin Dayanması İçin : Buzdolabına yerleştirmeden önce saplarını çıkartın ve sap yerleri altta kalacak şekilde birbirine değdirmeden yerleştirin. Bu ufak ayrıntılara dikkat ettiğiniz takdirde domateslerin uzun süre dayandıklarını göreceksiniz.
Domatesi pişirirken daima bir tutam şeker atmayı unutmayın. Daha lezzetli olduğunu göreceksiniz.

Salçanın kutusunu açtıktan sonra hemen küflenmemesi için üzerine sıvı yağ dökebilirsiniz.

Ekmek

Bayatlamış ekmeklerin üzerine su serpin ve folyo kağıda sarıp 5-10 dakika fırınlayın. Böylece taptaze olacaktır.

Bayat ekmekleri kare kare kesip kızarttıktan sonra kapaklı bir kavanoza koyup buzdolabında çorbalarınızda kullanmak üzere saklayabilirsiniz veya robotta öğütüp galeta unu niyetine de kullanabilirsiniz.

Ekmek içi ile hazırlanmış sandviçleri, üst üste koyarak, nemli ve iyice sıkılmış bir peçeteye sararsanız, uzun zaman taze olarak muhafaza edebilirsiniz..

Ekmeğin küflenmesini önlemek için, ekmek kutusuna, ufak bir kabın içine tuz koymayı ihmal etmeyin.

Yemeğe yağı fazla kaçırırsanız, iki dilim bayat ekmek size bu sorundan kurtarıyor. Yemeğin üzerine bayat ekmekleri koyarak kapağını kapatın ki buharıyla birlikte yağını da çeksin.

Elma

Bir elmanın kabuğunu lahananın pişme suyuna katarsanız hem hazmı kolay olur hem de koku çabuk yok olur.

Elmalarınızı gliserinle silerseniz, onları bütün bir kış üzerlerinde en küçük bir kırışık dahi oluşmadan saklayabilirsiniz.

Ekşi elma şeker hastaları için ideal bir meyvedir. 100 gramında 58 kalori bulunur. Kan yapıcı özelliğinden ötürü doktorlar tarafından büyüme çağındaki çocuklara ve hastalara önerilir. Hazmı kolaylaştırır, böbrekleri çalıştırır.

Meyvelerin arasına herhangi bir tür yapraklardan yerleştirirseniz meyveler uzun süre taze kalır.

Etler

Etin buzunu çözmek için : etin üzerine tuz dökün. Bu şekilde birkaç dakika sonra buzların çözüldüğünü ve etin yumuşadığını görürsünüz .

Etlerin daha lezzetli olması için bir kahve fincanı süt, bir kahve fincan zeytinyağı ve bir kahve fincanı soğan suyu karışımı ile ovun. 12 saat kadar buzdolabında bekletin.
Etli yemeklerinizin daha çabuk pişmesini istiyorsanız, içine biraz sirke katın. Hem daha çabuk pişer, hem daha lezzetli olur.
Pişireceğiniz parça et sertse, daha önceden sirke ve zeytinyağıyla ovarak bir gece, bütün gece olmasa bile, hiç olmazsa birkaç saat bekletmenizde yarar var.

Sert etler limon suyu ilave edilerek pişirilirse, hem yumuşak ve lezzetli olur, hem de çabuk pişer.

Sert etleri, çabuk pişirmek için tencereye bir parça ekmek atın. Göreceksiniz ki, işiniz son derece kolaylaşacak.

Hamur İşleri

Evde pasta yaparken kullandığınız meyve ve şekerlemelerin dibe çökmesini istemiyorsanız pastanıza bir miktar mısır unu ilave edin. Meyveler pişerken suları yoğunlaşır ve dibe çökmezler.

Kahvaltı ya da çay saati için hazırladığınız hamur kızartmalarının daha lezzetli olmasını istiyorsanız, hamura eklediğiniz kabartma tozuna biraz toz şeker katın.

Kek kalıbınızın içine hamurunuzu dökmeden önce ortasına bir şerit alüminyum folyo koyun. Böylece kekinizi pişirdikten sonra kolayca çıkarabilirsinız.

Kurabiyelerinizin zamanla sertleşmemesi için, kapağı çok iyi kapanan teneke bir kutuda, yanlarına bir iki dilim elma koyarak saklayın.

Kurabiyeleri sıcakken tepsiden çıkarırsanız tepsiye yapışmaz. Ancak sıcakken çıkartamadıysanız soğuduktan sonra 1-2 dakika tekrar ısıtıp çıkartın böylece kurabiyeler parçalanmaz.

Yaptığınız böreğin daha lezzetli olmasını ve kıvamında pişmesini istiyorsanız fırına koymadan önce birkaç saat buzdolabında bekletin. Böylece çok daha lezzetli olacaktır.

Kahve

Satın aldığınız kahveyi taze saklamak istiyorsanız cam kavanoza boşaltıp içine iki adet kesme şeker atın. Ağzını sıkıca kapatın. Kahvenizin taze kaldığını göreceksiniz.
Kahve lekelerini karbonatla silerek çıkartabilirsiniz.

Kek

Kek kalıbınızın içine hamurunuzu dökmeden önce ortasına bir şerit alüminyum folyo koyun. Böylece kekinizi pişirdikten sonra kolayca çıkarabilirsinız.

Keki fırından çıktıktan sonra 15 dakika ıslak bir bez üzerinde bekletirseniz, bıçağı kekin çevresinde şöyle bir dolaştırdıktan sonra kalıbından kolayca çıkarabilirisiniz. Ancak kek hamurunu kalıba dökmeden önce kalıbı yağlamayı da unutmayın.

Karnabahar

Karnabaharın haşlama suyuna bir miktar süt katarsanız kar gibi beyaz olduğunu, hem de kötü kokmadığını farkedeceksiniz

Kereviz

Kereviz pişirirken kokusunu almak için içine biraz lahana turşusu koyun. Turşu, kerevizin kokusunu alacaktır.

Kızartmalar

Fırında kızartığınız pilicin altın renginde ve kıtır kıtır olmasını istiyorsanız, pilici suda haşladıktan sonra her yanına yağ sürün, un ile bulayın, sonra fırına sürün.

Kızartma kokularının bütün eve yayılmaması için yağın içine bir iki dal maydanoz atın.

Kızartma yaparken yapın patlayıp sıçramaması için, bir tutam tuz atmanız yeterlidir.

Kızartma yaptıktan sonra kokmasını istemiyorsanız, bir kapta sirkeli su kaynatın.

Kuru fasulye


Kuru bakliyatları bir gece önceden ılık suya koyun ve haşlarken içine biraz karbonat ilave edin.

Kuru fasulyeleri dağılmadan pişirmek istiyorsanız tuzu ve salçayı ya da domatesleri fasulyeler yarı piştikten sonra koyun.

Kuru fasulyeyi haşladığınız suyu dökmeyin, soğuduktan sonra bitkilerinizi sulayın. Bu bitkileriniz için çok yararlı ve sağlıklıdır.

Lahana

Lahananın pişerken pek de hoş olmayan bir kokusu vardır. Bunu önlemek için, lahanayı pişireceğiniz tencerenin içine, biraz ekmek içi koymak yeterlidir. Yemeğe karışmaması için, ekmek içlerini küçük, temiz bir torba içinde koymanız, sonra alıp atmanız da size büyük kolaylık sağlayacaktır.

Lekeler

Ceviz Lekesini elinizden çıkarmak için, ellerinizi önce 1-2 dakika kadar sirkeye batırılmış bir pamukla, ardından soğuk suyla ovduktan sonra soğuk suyla yıkayınız.

Çay ve kahve lekelerini karbonatla silerek çıkartabilirsiniz.

Eğer örtünüze meyve suyu döküldüyse hemen tuz serpin, ilk yıkamada çıkacaktır.

Masa üzerindeki pancar lekesini çıkarmak için bir ekmek parçasını suyla ıslatın, düz bir yüzeye yerleştirin ve örtünün lekeli kısmını ekmek parçasının üzerine koyun ve yine ıslatılmış bir ekmek parçasını üzerine yerleştirin. Ekmekler lekeyi emecektir.

Taze ceviz lekesini elden çıkarmak için, eller önce bir iki dakika kadar sirkeye batırılmış bir pamukla ovulur. Sonra da soğuk suyla ovulur ve yıkanır.

Yumurta lekesini çıkarmak için önce soğuk suda bekletmeli sonra ılık sabunlu suda yıkamalısınız.

Limon

Değersiz olarak gördüğünüz limon kabuklarını güneşli bir yere koyup kurutursanız, özellikle isli ve yağlı mutfak eşyalarınızı ovarken şaşırtıcı sonuçlar alabilirsiniz.

Limondan daha fazla su elde etmek istiyorsanız, limonu yıkayıp kuruladıktan sonra çatalla bir kez delin, sonra suyunu sıkın.

Limonun üzerine tuz dökün. Veya limonu, kesik kısmı aşağıda kalacak şekilde bir tabağa koyun. Üzerine ters çevrilmiş bir bardak kapatın.

Limonları bir kaba doldurup, tamamen örtülünceye kadar üzerine tuz dökün. Böylece limonları hiç bozulmadan bir müddet saklayabilirsiniz. Veya limonları su dolu bir kaba koyup, bu suyu her gün değiştirerek de tazeliklerini koruyabilirsiniz.

Limon suyunu posasız olarak çıkarmak istiyorsanız ve elinizde limonun suyunu çıkaracakbir araç yoksa; en kolayı, bir örgü şişiyle limonu bir başından diğerine kadar delin, hafif sıktığınızda limon suyunun posasız olarak aktığını göreceksiniz.

Dirsek ve topuklarınızın sertleşmesini istemiyorsanız bir dilim limon ile ovun. Böylece yumuşacık olacaklardır.

Limon kabuklarını kurutup saklayınız. İcabettiği zaman bunları rendeleyerek salçalara, pastalara, limon kokusu vermekte kullanabilirsiniz.

Marul

Marul salatanıza birkaç yaprak ince kıyılmış nane yaprağı ilave edin, lezzeti konuklarınızı şaşırtacaktır.

Marulun dış yapraklarında vitamin daha fazladır, onun için dış yapraklarından da yararlanın, atmayın.

Marulunuzun yaprakları pörsümüşse; biraz sıcak suda bırakın, sonra soğuk suyla yıkayın. Marulunuz tazelenecektir.

Maydanoz

Maydanozdan daha fazla yararlanmak için saplarını da kullanın. Maydanoz saplarını atmayıp iyice temizledikten sonra çorbalarda kullanabilirsiniz.

Maydanozlarınızı uzun zaman dolabınızda bozulmadan, sararmadan saklamak için önce güzelce yıkayın. Temiz bir peçeteyle sarıp iyice kurulayın. Temiz kapaklı bir naylon kutuya koyup buzdolabına kaldırın. Uzun müddet bozulmadan kaldığını göreceksiniz.

Mısır

Mısırları haşlarken daha lezzetli olması için tencereye bir çay kaşığı şeker atın. Ayrıca mısır kabuklarını yıkadıktan sonra onları da koyabilirsiniz.

Ateşte közlediğiniz mısırları, hemen bol tuzlu ılık suya batırıp sonra yemeyi hiç denediniz mi? Tuzlu su, hem mısırın üzerine yapışan külleri temizleyecek, hem de çok değişik bir lezzet verecektir.

Muz

Eğer cildiniz kuru ise bir muzu ezin, içerisine bir çay kaşığı bal veya bademyağı karıştırıp yüzünüze sürün. Birkaç dakika bekleyip ılık su ile yıkayın.

Nane

Nane çayı, mide gazını geçirerek, doluluk hissini ortadan kaldırır ve aynı zamanda hazmı kolaylaştırır midenin daha çabuk boşalmasını sağlar. Nane çayını, kuru naneyi sıcak suya atıp 10 dakika demleyerek elde edebilirsiniz.

Patates

Fırında patates yapmadan önce 10-15 dakika haşlayın ve çatalla delin. Böylece daha kolay pişecektir.

Patates pişirirken, pişirme suyuna bir kaşık sirke koyun. Hem rengi sapsarı kalır, hem daha lezzetli olur.

Patatesler kızarırken fazlasıyla yağ içerir. Bunu önlemek için patates dilimlerini kızgın tavaya atmadan önce, süt dolu bir kabın içine koyun. Böylece fazla yağ emmez, hem de daha lezzetli olur.

Patatesleri soymadan önce 10 dakika kadar sıcak suya koyar sonra soyarsanız zorlanmadığınızı göreceksiniz.

Patates pürenize değişik bir koku vermek istiyorsanız içine bir miktar hindistan cevizi atın. Tadının çok değiştiğini göreceksiniz.

Patates kızartmasının kıtır kıtır, gevrek olmasını istiyorsanız, patatesleri una buladıktan sonra tavaya atmalısınız.

Yemeğinizin tuzunu fazla kaçırınca tencereye birkaç parça çiğ patates atın. Fazla tuzu çekecektir.

Patates pürenize değişik bir koku vermek istiyorsanız içine bir miktar hindistan cevizi atın. Tadının çok değiştiğini göreceksiniz.

Patlıcan

Patlıcanları pişirmeden önce tuzlayın ve bir süre bekletin. Daha sonra soğuk sütten geçirin ve kurulayın. Patlıcanlar daha lezzetli olacaktır.

Patlıcanları soyduktan sonra beklettiğinizde kararmasını önlemek için, bir süre limon suyu katılmış suda bekletin. Böylece hem renginin kararmasını hem de tadının acılaşmasını engellersiniz.

Peynir

Gravyer peynirinin kurumaması için, daha evvel tuzlu suya batırılmış, nemli bir beze sararak muhafaza ediniz.

Peynir kesmeden önce bıçağı soğuk suya tutarsanız hem peyniri daha kolay kesersiniz hem de bıçağınız daha kolay temizlenir.

Portakal

Portakalları sıkmadan önce bir süre soğuk suda bekletirseniz daha fazla su verirler.

Sarmısak

Ellerdeki sarmısak kokusunu çıkarmak için avucunuza biraz tuz alıp, hafifçe nemlendirdikten sonra iyice ovalayın. Sabunla da iyice yıkarsanız sarmısak kokusunun çıkmış olduğunu göreceksiniz. Hatta soğan ve balık kokusunun da.
Mart ayının ilk günlerinde bahçenizdeki gülün kökünün yanına yaklaşık 5 cm derinliğine bir diş sarmısak gömerseniz gülü yaz boyunca zararlı böceklerden korursunuz.

Soğan

Bir büyük soğanı dörde bölün ve orta boy bir bal kavanozuna koyup iyice karıştırın, 24 saat bekletin. Şurup haline geldiğinde soğuk algınlığı olan (öksüren) kişiye sabah, akşam bir yemek kaşığı verin. Soğanın içerdiği yağlar öksürüğü kesecektir.

Evvelden haşladığınız patatesi mutfaktaki işiniz bitince elinize sürerek ovuşturunuz. Bu işleme beş dakika kadar devam ediniz. Ellerinizdeki kokuları alıp götürecektir

Soğan soymaya başlamadan önce parmaklarınızı sirkeye batırırsanız, soğan kokusunun elinize bulaşmadığını göreceksiniz.

Soğan soyarken gözlerinizin yaşarmaması için soğanı içi su dolu bir tasın içinde soyun.

Soğanları musluk altında soyarsanız, ellerinize soğan kokusu sinmez ve boş yere göz yaşı akıtmazsınız.

Süt

Süte biraz karbonat atarsanız hem çabuk bozulmaz hem de kolay hazmedilir.

Az miktarda yağ, süt, su vs. ısıtmanız gerektiğinde tencerenizi kirletmenize gerek yok. Bir kepçe yardımı ile bu işleri hemen yapabilirsiniz.

Teflon tavalar

Teflon tavalardaki lekeleri çıkarmak için, bir bardak suya 2 çorba kaşığı karbonat ve yarım su bardağı sirke karıştırın. Tavanın içinde bu suyu 10 dakika kaynatın.

Teflon tavalar, tencereler çok kullanılmaktan ötürü zamanla sararır. Bunu önlemek için zaman zaman, içine su biraz da çamaşır suyu koyduktan sonra ateşin üstünde kaynatın. İndirince de önce sıcak, sonra da soğuk suyla iyice durulayın. Teflonunuzun sarı rengi kaybolacaktır.

Temizlik

Bakır kaplarınızı parlatmak için bir bezi sirke ile hafifçe ıslatıp, bakırı ovun.

Bulaşık suyunuza bir kaşık sirke katmakla bulaşıklarınızın daha kolay ve güzel yıkandığını göreceksiniz.

Çaydanlığınızın içinde biriken kireç tortusunu temizlemek için, 15 dakika kadar içinde sirke kaynatın.

Evde ortaya çıkan karıncaları yok etmek için kahve telvesi kullanmanız iyi sonuç verecektir.

Hamur işi ile uğraştığınız zaman mutfağınızın tezgahı kirlenir. İşiniz bitince tezgahı kolayca temizlemek için bir miktar tuz serpin ve nemli bir bezle silin. Böylece tezgahınız kolayca temizlenecektir.

Kristallerin ışıl ışıl parlaması için, yıkadıktan sonra durulama sırasında sirkeli suya batırın. Göreceksiniz bardaklarınız, kadehleriniz pırıl pırıl olacaktır.

Mutfakta tıkalı lovaboları açmak için kaynar sodalı suyu, tıkalı delikten dökerseniz, tıkalı yer hemen açılacaktır.

Parlaklığını yitirmiş bir sürahiye eski halini kazandırmak için yarısına kadar yırtılmış gazete kağıdı doldurun, üçte birine de sicak su doldurup sıkı sıkı sallayın.

Paslanmaz çelikten tencereler zamanla parlaklığını kaybedebilir. Biraz sirkeyi ateşe koyup ısıtın. Sonra yumuşak bir bezi bu ılık sirkeye batırarak iyice ovun. Ama sonra da iyice durulayın. Bir fanila parçasıyla parlatırsanz, çelik tencereniz pırıl pırıl olur.

Pişirirken tencerenin dibi mi tuttu? Bir gece tuzlu suda bekletin, tencere daha kolay temizlenecektir.

Sebzelerinizi tuzlu suda yıkamayı alışkanlık haline getirin. Tuzlu su, sebzeleri daha etkili ve çabuk temizler.

Sürahinizin dibi kir tutmuş ise, içine bir avuç tuz ile sirke koyup çalkalayınız, tertemiz olacaktır.

Yağlı şişeleri temizlemek için önce yıkamak gerekir. Sonra durulanan şişenin içine sodalı su koyarak sallamaya başlanır. Beş dakika kadar sallanan şişe çalkalanıp bu sefer içine kahve telvesi ilave edilir. Bir sürede bu şekilde sallanan şişe kısa zaman sonra yağlardan tamamen temizlenmiş duruma gelecektir.

Zeytinyağı lekesini çıkarırken bir lokma ekmek içi yuvarlanıp lekenin üzerinde gezdirilmelidir

Toprak kaplar

Güveç yapmak için kullanılan toprak kabların yemeğe toprak kokusu vermemesi için daha yeni iken içerisine bir bardak kaynar sirke dökmeli ve soğumaya bırakılmalıdır.

Toprak çömlek ve tencereler yeni alındıklarında küçük çatlaklar sebebiyle kırılma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Bunun için kullanmadan önce 3/4'ünü sirkeli sıcak suyla doldurun 24 saat bekletin ve soğuk suyla yıkayın.

Yemek Pişirirken

En iyi yemek, dibi kalın ve düz tencerede pişer.

Pişireceğiniz tavuk veya pilicin daha lezzetli olmasını istiyorsanız. Pilicin karnına bir kaç adet Adaçayı yaprağı ve yarım limon veya portakal dilimi koyun. Tadının her zamankinden değişik ve hoş olduğunu göreceksiniz. Etin çabuk pişmesi için tencereye bir parça sirke konur veya daha önce sirkede bekletilir. Fırında pişireceğiniz et veya tavukların kurumaması için; fırında müsait bir yer varsa içine su konmuş bir kap koyun.

Pişerken yumurtaların suyuna biraz mutfak tuzu atarsanız kabuklarını daha kolayca soyarsınız.
Başlık: İlk İnsan Hakları Mahkemesi
zinnureyn

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 380

MesajForum: İslami e-Kitaplar, Şiir ve Yazılar   Tarih: Prş Oca 29, 2009 9:10 pm   Konu: İlk İnsan Hakları Mahkemesi

Hicretin 17. senesinde Halife Hazreti Ömer, ziyaretçi çokluğundan dolayı Resulüllah'ın mescidini genişletmek istemişti. Bunun için Türbe-i Saadet'in etrafındaki arsaları istimlak edip mescide katması gerekiyordu.
Çevredeki arsa ve ev sahiplerine tekliflerde bulundu:
- Evinizi, arsanızı Resulullah'ın mescidini genişletmek için satın almak istiyorum. Kimse malına değerinden aşağısını vereceğimi sanmasın. Herkes kıymetini söylesin, gönlünden geçirdiği fiyatı bildirsin. Resulullah'ın mescidine zorla alınmış arsa ilave etmeyi düşünmüyorum.
Herkes arsa ve evinin değerini söyler, binalar, arsalar satın alınır, Resulullah'ın mescidi genişletilmeye müsait duruma gelir. Ancak bir pürüz var. Onu da halletmek gerekiyor.
- Nedir o pürüz?
Hazreti Abbas. Abbas, arsasını satmak istemiyor. Mescide de olsa vermeyi düşünmüyor.
Halife bizzat meşgul olur, tekliflerini tekrar eder:
- Ya Abbas, arsanın değerinden aşağısını vermeyi düşünmüyoruz. Resulullah'ın mescidine böyle zorla alınmış bir arsa ilave etmeyi de uygun bulmuyoruz. Şayet verilen fiyat az geliyorsa emsallerinden de fazla fiyat vereyim, arsanı ver de bu iş bitsin. Mescid-i Nebi ziyaretçileri içine alacak genişliğe ulaşmış olsun, ihtiyacı karşılayacak hale gelsin.
Hayret! Abbas'tan beklenmeyen tavır:
- Hayır, mülk benimse fazla fiyat verseniz de satmak istemiyorum. Zorla alacaksanız o başka!
İçinden çıkılmaz bir durum söz konusu olunca Halife olayı mahkemeye intikal ettirir. Hakim meşhuk hukukçu Übeyd bin Kab.
Taraflar huzurdalar. Devletin iddiası:
- Biz yönetim olarak Abbas'a değerinden fazla fiyat verdik, artık diretmemeli, arsasını vermeli ki, Resulullah'ın mescidi ihtiyacı karşılayacak şekilde genişleme imkanı bulsun.
Abbas'ın cevabı:
- Arsa benimse, mülküme ben sahipsem, değerinden fazla da verseler vermek istemiyorum. Ne para zoruyla, ne de mescide ilave etmek iddiasıyla mülkümü elimden kimse alamaz.
Mahkemenin kararı:
- İslam hukukunun gereği kimse başkasının mülküne ve arazisini isterse para zoruyla olsun, alamaz. Mescid için de olsa mal sahibini zorlayamaz. Abbas'ın mülkü Abbas'ta kalacak, hükümet istimlak için zorlamayacaktır.
Mahkemenin tartışma götürmez bu kararı kesinleştikten sonra taraflar kalkıp gitmek üzere kapıya yönelmişken bir ses işitilir. Bu ses Abbas'tan başkasının sesi değildir.
Bakın ne diyor Abbas:
- Ya Übey, mahkeme bitmiş, karar kesinleşmiştir değil mi?
- Evet mahkeme bitmiş, karar kesinleşmiştir. Kimse senin arsanı fazla fiyat vererek de olsa zorla alamaz.
- Öyle ise der, şimdi beni dinleyin. Mahkemenize açıkça ifade ediyorum. Arsamı şu andan itibaren Resulullah'ın mescidine ilhak edilmek üzere hibe ediyorum. Hem de tek kuruş almadan, hiçbir maddi menfaat beklemeden. Hepiniz şahit olun, parayla alınamayan arsam, hiçbir karşılık verilmeden Resulullah'ın mescidine hibe edilmiştir ve mülk bu andan itibaren halifenin tasarrufuna girmiştir.
Übeyd bin Kab'ın sorusu:
- Ey Abbas, neden böyle bir tutumu tercih ettin? Önce aşırı fiyatla da olsa vermedin, şimdi ise parasız hibe ediyorsun?
Abbas'ın kitaplık çapta cevabı tek cümleden ibaret:
- İslam'ın insan haklarına gösterdiği saygıyı dünyaya duyurmak için!...

Başlık: Teyemmüm
zinnureyn

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 339

MesajForum: Fıkıh İlimleri   Tarih: Prş Oca 29, 2009 9:03 pm   Konu: Teyemmüm
Teyemmüm; ellerinin içiyle yeryüzü cinsinden bir şeye vurup yüzünü yıkar gibi bir defa sıvazlamak, tekrar aynı şekilde vurup, sol eliyle sağ kolunu, sağ eliyle de sol kolunu dirseklerle beraber birer defa sıvazlamak ve bunları temizlenme niyyetiyle, yani rastgele değil de, teyemmüm kastıyla yapmaktır.

Teyemmümün farzı ikidir: niyyet ve yüzü ve kolları sıvazlamak üzere, ellerle iki vuruş. Buna kısaca "iki darp bir niyyet" denir.

Teyemmümün sağlam olabilmesi için; suyu kullanmaktan aciz olmak, teyemmüm edecek şeyin temiz olması, teyemmüm edilen organların heryerini sıvazlamak şarttır.

Toprak, kum, kiremit, tuğla; beton ve taş gibi şeylerle, tozları olmasa dahi teyemmüm yapılır.

Cünüp, âdetli, lohusa ve abdestsizin teyemmümleri aynıdır.

Su soğuk olduğu ve ısıtma imkânı bulamadığı için, hasta olmaktan korkuyorsa gusul yerine teyemmüm yapabilir, ama bu durumda abdest yerine teyemmüm yapamaz. Gusul yerine teyemmüm eder ve ibadetler için ayrıca abdest alır.

Su bulunmadığı sürece teyemmüm abdest gibidir, vakit girmeden de alınabilir ve onunla istenildigi kadar namaz kılınabilir.

Teyemmüm yapmak isteyen kimsenin; su bulma ihtimalı varsa, dörtbir yanına doğru bir ok atımı kadar yeri araması, parası varsa normal olan fiyatla suyu satın alması, su alabileceği bir kimsede su varsa istemesi gerekir. Su bulma ihtimalı yoksa aramaz.

Teyemmüm edecek kimsenin, namazı vaktin sonuna kadar geciktirmesi müstehap (hoş) tır. Belki su bulabilir.

Teyemmümü; abdesti bozan şeyler ve abdeste yetecek kadar suyu kullanma imkânı bulunması bozar. Bu imkân, namazda iken bulunursa o namaz batıl olur ve su ile alınmış abdestle kılınması gerekir. Namaz bittikten sonra bulunursa, tekrar kılması gerekmez
Başlık: Teravih Namazı
zinnureyn

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 297

MesajForum: Namaz   Tarih: Prş Oca 29, 2009 9:02 pm   Konu: Teravih Namazı
Teravih Namazının Kaç Rek'at Olduğu

Teravih ramazan ayına mahsus
bir gece namazıdır. Yatsı namazından sonra kılınır. Kadın erkek her müslüman
için sünnet-i müekkede bir namazdır. Kılınmadığı takdirde kazası gerekmez. tek
başına kılınabildiği gibi cemaatla kılınması kifai sünnettir. peygamberimiz
cemaatla namaz kılmaya olan iştiyakına rağmen farz namazları dışında sadece
teravih namazını cemaatla kılmışlardır. (1)


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)
bu namazın kılınmasını ümmetine tavsiye ve teşvik etmişlerdir: 'Kim inanarak ve
sevabını umarak Ramazan namazını kılarsa geçmiş günahlarından bir kısmı
bağışlanır.' (2) buyurmuşlardır.

Buhari teravihin önemine
binaen bu hadisi 'nafile olan Ramazan Namazını kılmak imandandır' başlığı ile
açtığı bir babda zikretmiştir.(3)

Toplumumuzda her kesimin
ilgisini çeken bu çok sevimli ve ruhlara ferahlık veren neşeli ibadetimiz
ülkemizde büyük bir huşu ve huzur içerisinde yerine getirilmekte toplumumuzda
birlik beraberliği ve uzlaşıyı da beraberinde getirmektedir.

Teravih namazını ilk olarak
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir ramazan gecesi ashabı ile birlikte
kılmışlardır. Ertesi gün duyulunca cemaat artmış yine teravih namazı beraber
kılınmıştı. Üçüncü gece cemaat daha da çoğalmış yine Rasullüllah hanesinden
çıkıp teravih namazını ashabıyle kılmışlar ancak dördüncü gece cemaat mescide
sığmayacak derecede çoğalınca Peygamberimiz yalnız yatsı namazını kıldırarak
hanesine çekilmiş teravih namazı için çıkmamış ve sabah namazına kadar bekleyen
cemaata namazdan sonra 'teravih için beklediğinizi biliyordum fakat üzerinize
farz olur da edasından aciz kalırsınız diye korktum.' (4) buyurmuştur. O günden
sonra herkes teravih namazını evinde veya mescidde kendi kendine kılmaya devam
etmiştir. Hz.Ömer devlet başkanlığı sırasında teravih namazı kılmadaki
dağınıklığı görmüş bunu önlemek için cemaati bir imam arkasında toplayıp tekrar
cemaatla kılmanın daha hoş olacağını arkadaşlarına söylemiş ve ashabın ileri gelen hafızlarından U'bey İbn-i Kâ'bı imam tayin ederek teravih namazının
cemaatla kılınmasını başlatmıştır. Hz.Ömer halkın dini bir vecd ile namaz
kıldıklarını görünce 'bu ne güzel bir adet oldu' diye sevincini belirtmiştir.
Gerçi teravih namazı zamanı saadette vardı. Birkaç gece de olsa bizzat
Rasulüllah'ın beraberinde cemaatla kılınmıştı. Dinde olmayan birşey dine
sokulmamıştı. Bu bakımdan Hz.Ömer'in 'şu ne güzel bir bid'at oldu' sözündeki
bid'at ifadesi dinde olmayanı dine sokma anlamında değildir. Belki cemaatla
kılınmasının yeniden ihdas edilmiş olması anlamındadır. Bunun da bir sakıncası
yoktu. Çünkü Hz.Peygamber farz sayılacağı endişesiyle teravihin cemaatla
kılınmasını bırakmıştı. Onun irtihalinden sonra artık böyle bir endişe de
kalmamıştı. Teravihin tekrar cemaatla kılınması şariin maksadına aykırı
değildi.

Nitekim bilahire Hz.Ali
(r.a.) da bu namazı teşvik etmiş ve 'Ömer mescidlerimizi teravihin feyziyle
nurlandırdığı gibi Allah'da Ömer'in kabrini öyle nurlandırsın' diye
memnuniyetini belirtmiştir.

Hz.Ömer zamanındaki cemaatla
kılınan teravihin kaç rek'at olduğu hakkında iki rivayet vardır: Vekî'ın malik
İbn Enes'den onun da yahya İbn Sa'd'dan rivayetine göre Hz.Ömer görevli birisine
cemaatına yirmi rek'at kıldırmasını emretmişti.(5)

Hz.Aişe'den Hz.Peygamber'in
ramazanda ve sair gecelerde, bir rivayette onbir, diğer rivayette onüç rek'attan
fazla namaz kılmadığı hakkındaki sahih rivayete ilaveten Hz.Ömer'in de
Muvatta'daki rivayete göre onbir rek'at kıldırması için U'bey İbn Kâ'b'a emir
verdiği hakkındaki rivayetleri karşısında Beyhakî'nin Said İbn Yezid'den Hz.Ömer
döneminde teravihi yirmi rek'at kıldıklarına dair rivayetini İmam Nevevî te'lif
etmiş ve Hz.Ömer'in onbir rek'at emri, döneminde ilk kılınan teravih gecelerine
aitti. Sonra teravih yirmi rek'at olarak yerleşmişti. Şimdiye kadar
devamedegelen de budur. '(6) demiştir.

Teravih namazının asrı
saadette ve ondan sonraki dönemde rek'atlarının adedi hususunda daha geniş
malumat edinebilmek ve sağlıklı bir sonuca kavuşmak için Allame Bedreddin
Aynî'nin Umdetü'l-kârî isimli eserindeki malumata kısaca bir göz atma
ihtiyacını duymaktayız.

Bu İslâm aliminin verdiği
bilgiye göre Resûuli Ekrem'in gece namazının gerek kemiyet ve gerek keyfiyeti
hakkındaki haberleri Hz.Aişe ile İbn-i Abbas'tan başka daha birçok sahabiden
gelmektedir. Bu husustaki rivayetlerin özeti şunlardır:

Tirmizi Medine'lilerin
uyguladıklarını söylediği teravih namazı vitirle birlikte kırkbir rek'attır.


İmam Mâlik'den meşhur olan
otuzaltı rek'at teravih, üç de vitir'dir....





Tirmizi ekseri ilim ehline
göre teravih yirmi rek'attır, zira Hz.Ömer, Hz.Ali (r.a.) ve daha başka
sahabilerden rivayet edilen de budur. Bizim Hanefi ekolünün görüşleri ve sözleri
de budur.......demiştir.

Saib İbn Yezid'den Ömer İbn-i
Hattab'ın U'bey İbn-i Kâ'b ile temimi Dari'ye ramazan imamlığı verirken yirmi
bir rek'at kıldırmalarını söylediği yüzer âyet okunarak kılınan bu namazdan
cemaat dağılırken nerdeyse tan yeri ağaracağı rivayet edilmiştir.

İbn-i Abdilberr demiştir ki
Haris İbn-i Abdirrahman İbn-i Ebî Zübab'ın Saib İbn-i Yezid'den rivayetine göre
de teravih namazı Hz.Ömer zamanında yirmiüç rek'attı. Bunun üçü vitir namazıydı.


Hz.Ali'den gelen bu husustaki
rivayete gelince Vekî'in, Hasan İbn-i Salih kanalıyla Ebu'l Hasna'dan, gelen
rivayetine göre de Hz.Ali görevli bir adama teravih namazını yirmi rek'at
kıldırması için emir vermişti.....

A'meş, Abdullah İbn-i
Mes'ud'un da ramazan ayında yirmi rek'at teravih üç de vitir kıldığını
söylemiştir.

Bedreddin Ayni Tabiinden bu
görüşte olanların isimlerini de verdikten sonra diyor ki İbn-i Abdilberr de
demiştir ki cumhur-i Ulema'nın kavli de budur. Kufe uleması, İmam-ı Şafii'yi ve
birçok fukaha da bu görüştedirler. Sahabe'den bu hususta bir ihtilaf da
sözkonusu olmamıştır. U'bey İbn-i Kâ'b'dan sahih nakledilen de budur.

Allame Aynî teravih
namazının rek'atlarıyle ilgili başka rivayetlere de şöyle temas etmektedir:


Ebu Mucliz'den gelen rivayete
göre bu zat cemaata onaltı rek'at kıldırır her gece kur'an'ın yedide birini
okurdu.....

Teravihin onüç rek'at
olduğunu Saib İbn-i Yezid söylemiştir ve demiştir ki: Biz Hz.Ömer zamanında onüç
rek'at kılardık. Ama yeminle söyliyeyim ki mescidden ancak sahaba karşı
çıkabilirdik. Her rak'atında elli-altmış âyet okunurdu. İbn-i İshak diyor ki,
bu hususta duyduklarımın en sağlamı ve uygunu budur.

Bedreddin Aynî bu onüç rek'at
Hz.Ömer'in döneminde işleme koyduğu ilk gecelere ait teravih namazıydı. Sonra
bunu yirmi üç'e çevirmişti, diyor. (7)

Bu hususta İbn-i
Ebî Şeybe'nin el-kitab-ül Musannefinde: Hz.Ömer yirmi rek'at teravih kılınmasını
emrettiği tasrih edilmiş, Abdülaziz bin Refîin U'bey bin Kâ'b'ın ramazanda
Medinede yirmi rek'at teravih, üç rek'at da vitir kıldırdığını söylemiştir.(8)


Saib bin Yezid diyor ki biz
Hz.Ömer zamanında yirmi rek'at teravih ve ayrıca vitir kılardık. Nevevi Hûlâsada
bunun isnadı sahihtir. diyor. Muvattadaki onbir rek'at rivayeti başlangıca
aitdi, sonradan yirmi üzerinde istikrar etmiştir, tevarûs eden de budur...(9)


Mezhep İmamlarının görüşüne
gelince:

İmam Malik'den otuz altı
rivayetine karşılık öteki üç mezhep imamı da teravih için yirmiden noksan bir
sayıyı benimsememişlerdir. Bu hususta Tahavî Cessas'ın telhîs ettiği
'İhtilâf'ü Ulema' isimli eserinde bu hususda sadece şu bilgiyi vermiştir.


Hanefiler ve İmam Şafiî
vitirden başka yirmi kılınır. demişlerdir.

İmam Malik vitirle beraber
otuz dokuz kılınır, otuz altısı teravih üçü vitirdir demiş. Ve insanların
kadimden uygulayageldikleri budur. diye de ilave etmiştir.

Saib İbn-i Yezid Hz.Ömer
zamanında biz ramazanda yirmi kılardık. Fakat yorulur değneklere dayanma
ihtiyacı duyardık demiştir.

Hasan İbn-i Hayy, Amr İbn-i
Kays'dan, o da Ebul Hasna'dan rivayet etmiştir ki: Hz.Ali (r.a.) bir kişiye
ramazan da cemaata yirmi rek'at kıldırmasını emretmiştir.(10)

İbn-i Rüşd bu hususta şu
bilgiyi veriyor: Ramazanda kılınan namazın rek'atları sayısında Alimler ihtilaf
etmişlerdir. İmam-ı Malik iki görüşünün birinde, Ebu Hanife, İmam Şafii ve İmam
Ahmed ve Davud bu namazın vitir namazından başka yirmi rek'at olduğunu
söylemişlerdir. İmam Malik'den İbn-i Kasım'ın anlattığına göre İmam Malik,
teravihin otuz altı, vitir namazının da üç olduğunu ve bunu güzel gördüğünü
nakletmiştir.

Rek'atların adedindeki
ihtilaf bu husustaki naklin ihtilafına bağlıdır. Şöyleki Malik, Yezid İbn-i
Ruman'dan Hz.Ömer zamanında insanlarımız yirmi üç rek'at kılırlardı diyor.


İbn-i Ebi Şeybe Davud İbn-i
kays'dan tahricine göre davud İbn-i kays demiştir ki insanlarımız Ömer İbn-i
Abdülaziz ve Eban İbn-i Osman zamanında Ramazanda Medine'de üç rek'at vitir
namazı olmak üzere otuz altı rek'at namaz kılarlardı.

İbn-ül Kasım'ın İmam
Malik'den anlattığına göre ötedenberi uygulanagelen bu idi. Yani ramazan namazı
otuzaltı rek'attı.(11)


İLK TERAVİH

Peygamberimizin ashabına
kıldırdığı ilk teravih namazından bahseden muteber hadis kaynaklarının
verdikleri hadislerde teravih namazının rek'atları ile ilgili bir sayı yoktur.
Bu sayı, Hz.Aişe'den rivayet edilen, Peygamberimizin gece namazları hakkındaki
varid olan soruya Hz.Aişe'nin verdiği cevapla tesbit edilmeye çalışılmıştır.
Hz.Aişe'den Rasulüllah'ın ramazandaki gece namazından sorulduğunda Hz.Aişe
'Rasulüllah (s.a.v.) ne ramazanda ne de ramazandan başka gecelerde onbir rek'at
üzerine ziyade etmiş değildir.' (12) karşılığını vermiştir. Başka bir
rivayette bu sayı onüç rek'at olarak hadiste yer almıştır. (13)


Ancak Hz.Aişe'nin
Hz.Peygamberin gece namazları ile ilgili belirttiği bu sayının kesin olarak
teravihle ilgili olduğu şüphelidir. Zira Hadisin Sûret-i Sevkinden de
anlaşılıyor ki Rasulüllah'ın devamlı kıldığı bir gece namazı vardı. Acaba
ramazan münasebetiyle her ibadetinde olduğu gibi Peygamberimizin bu namazında da
bir değişme, bir artış olur muydu? şeklinde bir yaklaşımla sorulmuş olabileceği
variddir. Hz.Aişe'nin, Rasulüllah'ın gece namazını övmesinden de anlaşılıyor ki
soru sadece ramazandaki bu gece namazı hakkında idi. Hz.Aişe soranın bir
şüphesi kalmasın diye Rasulüllah'ın hem ramazandaki hem de ramazandan başka
gecelerdeki namazını kapsayacak şekilde cevap vermiştir.(14) Hz.Aişe'nin bu
cevabî cümlelerinde teravih namazını veya kıyam-ı Ramazanı iş'ar eden bir tasrih
ve tabir de yoktur. Ayrıca Hz.Aişe'ye bu soru ne zaman sorulmuştur? sorunun
sorulduğu günlerde teravih namazı biliniyor muydu? Hz.Ebu Zerr-i ElGıfari diyor
ki Rasulüllah'ın ilk olarak ashabıyla kıldığı teravih namazı o yılın ramazanının
yirmiüçüncü, yirmidördüncü, yirmibeşinci, gecelerinde idi. Demek ki o güne kadar
böyle bir namazı henüz kimse bilmiyordu. Rasulüllah'ın gece namazları hakkında
sorulan bir soruya Hz.Aişe'nin cevabı ilk teravih namazından önce miydi,
sonramıydı? Bu sorunun cevabını tam olarak verebilmemiz için, Buhari'nin bu
hadisi teravih hakkında açtığı babda zikretmesinden başka elimizde natık bir
delil yok gibidir.





Nasslardaki şumûllülük,
konusunda kesin hüküm ifade edemiyeceğine bakılırsa sadr-ı İslâmda teravih
namazı sekiz rek'attı. diye kesip atmanın isabetli olmayacağı anlaşılır.



Fakat şu bir gerçektir ki:
Hz.Ömer döneminde başlayıp, Hz.Ali ve Hz.Osman dönemlerinden beri İslâm aleminde
teravihin yüzyıllarca yirmi rek'at olarak kılanagelmesi onu, böylece bütün İslâm
toplumunun üzerinde ittifak ettiği bir üne ve özelliğe kavuşturmuştur ki
Rasulüllah, ümmetinin yanlış bir iş üzerinde toplanmıyacağını bildirmiştir.(15)


İmam Ebu Yusuf, üstadı Ebu
Hanife'den, teravih namazının hükmünü ve Hz.Ömer tarafından ne gibi bir delile
istinad edilerek bu namazın yirmi rek'at olmak ve cemaatle eda edilmek suretiyle
ortaya konulduğu sormuştu. İmam A'zam, cevaben demişti ki: Teravih namazı hiç
şüphesiz bir sünnet-i müekkededir. Hz.Ömer bu namazın cemaatla yirmi rek'at
kılınması ne kendi ictihadıyle ne de sırf kendi düşüncesinden çıkartmıştır. O,
Asr-ı Saadette carî olmayan bir din meselesini ihdas edip ortaya koyan bir
bid'atçı değildir. Elbette Hz.Ömer bunu kendisine malum olan dinin bir asıl
kaynağına ve Rasullüllah'ın bir tavsiyesine dayandırmıştır.(16)


Hakkı batıldan, sünneti
bid'atdan ayırmak hususunda müstesna kudreti ve din hususunda üstün deredeki
dikkati, isabetli görüş ve ictihadı, müsellem olan Hz.Ömeru'l-Faruk şer'i bir
konuda kaynak olmaya değer bir kabiliyettir. Bu bakımdan gerek Hanefi fukahası,
gerek Şafii fukahasının büyükbir kısmı teravih namazının yirmi rek'at olarak
sünnet kılındığını söylemişlerdir.(17)


Görüldüğü üzere Hz.Ömer,
Hz.Ali ve Hz.Osman dönemlerinden başlıyarak günümüze kadar uygulandığı biçimiyle
teravih namazı yirmi rek'attır. Bütün fıkıh kaynaklarımızda da teravih yirmi
rek'at olarak ele alınmış ve işlenmiştir. Şu anda başta ülkemiz olmak üzere
bütün İslâm ülkelerinin camilerinde cemaatla teravih namazı yirmi rek'at olarak
kılınmaktadır. Bu mübarek rahmet ayında büyük bir zevk ve iştiyakla,
kadını-erkeği, genci-yaşlısı, hatta çoluk-çocuğu ile tam bir kaynaşma, sevgi,
saygı, huzur ve sükun içerisinde dolup taşan mabetlerimizde eda edilen bir
ibadetimizin rek'at sayısını tartışma konusu yaparak toplumumuzda dine karşı
şüphe uyandırmak ve toplumumuzu sebepsiz yere bir fikir kargaşasına sürüklemek
iyi niyetli hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Aksine yokyere toplumumuzda
tedirginlik, huzursuzluk ve sitresin artmasına sebep olur ki, bu ibadetlerin
ruhuna da aykırıdır.


--------------------------------------------------------------------------------


(1) İmam-ı Muhammed'in Ziyâdâtı
(2) Muvatta C.1, Sh.113; Buhari, C.1, Sh.251; Müslim C.1 Sh.523
(3) Buhari, İman 25,27 C.1, Sh.14
(4) Buhari 2/252; müslim 1/524
(5).El-Kitabu'l Musannef Li İbn-ı Ebi Şeybe 2/163-164
(6).İbn-ü'l-Hümam Fethu'l-Kadir C.1 Sh.334
(7) Aynî C.5, Sh.357 Neylü'l-Evtar C.3, Sh.61
(8) El-Kitab-ül Masannef 2/163-164
(9) Feth-ûl Kadir (İbn-i Hümam) 1/336
(10) İhtilafü'l-Ulema, C.1, Sh.312 Madde:271
(11) İbn-i Rüşd, Ö.595 H. Bidayetü'l Müctehid ve Nihayetü'l Muttasıd.Darûl Hılafeti'l-Aliyye 1333H.bkz.Neylü'l-Evtar metni münteka C.3, Sh.60, rakam.5
(12) Muvatta 1/120
(13) Muvatta, 1/121, Müslim, 1/508-510
(14)Bkz.Tecrid Tercemesi, C.4, S.119
(15) Tirmizi, 4/466 No:2167. Mekasıdü'l-Hasene rakam 1288, Pezdevî 3/439, Keşfü'l-Hafa: rakam 1179. İbn-i Hanbel 6/396
(16) Bahr-ı Raik, İhtiyar 1/68
(17) Bkz.Tecrid tercemesi, 4/85-86
Başlık: Cuma Namazı
zinnureyn

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 305

MesajForum: Namaz   Tarih: Prş Oca 29, 2009 8:54 pm   Konu: Cuma Namazı

Cuma Namazı
Cuma namazı, dördü ilk sünnet, ikisi farz ve dördü de son sünnet olmak üzere on rek'attır.Cuma günleri öğle vaktinde kılınır ve o günün öğle namazının yerine geçer. Cuma namazının farzı cemaatle kılınır. Tek başına kılınmaz.

Cuma Namazı Kimlere Farzdır
Cuma namazının bir kimseye farz olması için, müslüman, akıllı ve erginlik çağına gelmiş olmaktan başka altı şartın daha bulunması gerekir.

Cuma Namazının Farz Olmasının Şartları:
1) Erkek olmak (Kadınlara farz değildir.)
2) Hür ve serbest olmak.
3) Mukîm olmak. (Yani misafir olmamak)
4) Sağlıklı olmak. (Cuma namazına gidemeycek şekilde hasta olmamak)
5) Kör olmamak.
6) Ayakları sağlam olmak
Bu şartlar kendisinde olmayan kişiye cuma namazı farz değildir. Ancak bu durumda olan bir kimse câmiye gidip cumayı kılarsa o günün öğle namazının yerine geçer.
Cuma namazının sahih olması için de altı şart lâzımdır.

Cuma Namazının Sahih Olmasının Şartları :1) Cumanın öğle vaktinde kılınması.
2) Namazdan önce hutbe okunması.
3) Cuma kılınan yerin herkese açık olması
4) İmamdan başka en az üç erkek cemaat bulunması.
5) Cuma namazını kıldıranın, devletin (yetkili makamın) görevlendirdiği veya izin verdiği bir kişi olması.
6) Cuma kılınacak yerin şehir veya şehir hükmünde olması.

Cuma Namazı Nasıl Kılınır
Cuma günü öğle vakti ezan okunduktan sonra, önce dört rek'at olan ilk sünneti kılınır. Bunun niyeti şöyledir: "Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya."
Cumanın ilk sünnetinin kılınışı aynen öğle namazının dört rek'at sünneti gibidir. Sünnet kılındıktan sonra câminin içinde bir ezan daha okunur ve imam minbere çıkarak hutbe okur. Hutbe bitince ikamet getirilir ve cumanın iki rek'at farzı cemaatle kılınır. İmamın arkasındaki cemaat şöyle niyet eder: "Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama."
Farzdan sonra cumanın dört rek'at son sünneti kılınır. Bunun kılınışı da cumanın ilk sünneti gibidir. Niyeti şöyledir: "Niyet ettim Allah rızası için cumanın son sünnetini kılmaya."
Cuma namazı böylece tamamlanmış olur.
Bundan sonra dileyen dört rek'at "Zuhri Âhir=son öğle" ile iki rek'at da vakit sünneti kılar.
Son öğle namazına: "Niyet ettim Allah rızası için vaktine yetişip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya" diye niyet edilir. Bu son öğle namazı, öğlenin dört rek'at farzı gibi kılınmakla beraber sünnetlerde olduğu gibi dört rek'atın hepsinde fatihadan sonra sûre okunması daha iyidir.
İki rek'at vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: "Niyet ettim Allah rızası için vaktin sünnetini kılmaya." Bu namaz da sabah namazının sünneti gibi kılınır.
Başlık: Esma-ül Hüsna ve Türkçe Mealleri (Video)
zinnureyn

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 375

MesajForum: Esma-ül Hüsna   Tarih: Çrş Oca 28, 2009 11:43 pm   Konu: Esma-ül Hüsna ve Türkçe Mealleri (Video)

Link
Başlık: İbadet nedir?
zinnureyn

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 339

MesajForum: Fıkıh İlimleri   Tarih: Sal Oca 27, 2009 12:42 pm   Konu: İbadet nedir?

İbadet, Allah'a saygı ve teslimiyettir. Bizi yoktan var eden sayısız nimet veren, yaratılmışlar arasında seçkin bir duruma yükselten Yüce Allah'a karşı bir şükür ve teşekkür görevidir. İnsanın böyle bir görevi yerine getirmesi, yaratılışının bir gereğidir. İbadetler, insanı Allah'a yaklaştıran en güzel amel, bir insanın dünyada ulaşabileceği en yüce makamdır. İbadetler ruhu yüceltir, kalbi ve düşünceyi kötü duygulardan uzaklaştırır. İbadetler aynı zamanda inancımızı güçlendirir ve korur, insanlar için büyük bir ihtiyaçtır.

İslâm'da ibadetler üç şekilde olur:

a) Bedenle olur: Namaz, Oruç gibi.

b) Mal ile olur: Zekât gibi.

c) Hem mal ve hem de bedenle olur: Hac gibi.

İbadet üç düşünce ile yapılır:

1) Allah'a; İbadet Ve Saygıya Lâyık Tek Varlık olduğu İçin İbadet Etmek.
Hiçbir karşılık beklemeden yalnız Allah'ın emrini yerine getirmek maksadıyla yapılan böyle bir ibadet, ibadetin en yüksek derecesidir. Bu dereceye hadiste "ihsan" derecesi denir. Cibril hadisinde, Cebrail aleyhisselâmın Rasûlullah (s.a.s) ve sorduğu sorulardan birisi de "ihsan" olmuştur. Hz. Peygamber buna şöyle cevap vermiştir; "İhsan; Allah'a sanki O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da O seni görmektedir" (Müslim, İmân, 5, 6; İbn Mâce Mukaddime, 9). Dolayısıyla İslâm'da ibadet insanın bütün davranışlarını kapsar.

2) Cennete girmeyi Umarak Veya Cehennemden Korkarak İbadet Etmek.
Bu düşünce ile ibadet yapan kimse Allah'ın emrini yerine getirmiş olur. Ancak insan; ibadeti, böyle menfaat düşüncesi ile değil yalnız Allah için yapmalıdır.

3) Dünyada Bir Yarar Sağlamak Amacıyla Gösteriş İçin İbadet Etmek.
İbadetin en aşağı derecesi budur. Buna ibadet demek bile doğru değildir. Çünkü Allah için yapılmayan ibadetin hiç bir değeri yoktur
.
Başlık: Mükellef Kime Denir?
zinnureyn

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 329

MesajForum: Fıkıh İlimleri   Tarih: Sal Oca 27, 2009 12:40 pm   Konu: Mükellef Kime Denir?

Erginlik çağına gelen akıllı insanlara mükellef denir. Bir fıkıh terimi olarak; "İslâmî emir ve yasakların muhatabı olan ve bunlara uymakla yükümlü bulunan kimse" demektir.
Mükellef, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmakla sorumludur. Mükellef olabilmek için insanda iki şartın bulunması gerekir;

1- Akıllı olmak,
2-Erginlik çağına gelmek.
Dinî emir ve yasaklara muhatap olabilmesi için kişinin akıl ve fizik bakımından belli olgunluğa ulaşması gerekir.
Akıllı olmayan deliler ile erginlik çağına gelmemiş çocuklar mükellef değildirler.
Erginlik (büluğ) çağı, çocukların vücut yapılarına ve iklim şartlarına göre değişir. Erginlik erkek çocuklarında oniki ile onbeş, kız çocuklarında dokuz ile onbeş yaşlan arasında olur. Onbeş yaşını bitirdiği halde kendisinde erginlik belirtileri görülmeyen çocuklar erkek olsun, kız olsun erginlik çağına gelmiş sayılır ve dinin emir ve yasaklarına uymakla mükellef olurlar.
Mükellef İle İlgili Hükümler
Mükellefle ilgili hükümler sekizdir. Bunlara "Ef'al-i Mükellefin" denir:

1) Farz:
Dinimizce, yapılması kesinlikle emredilen şeye farz denir. Namaz kılmak, oruç tutmak ve zekât vermek gibi.
Farzın Hükmü: Farz olan görevleri yapan, karşılığında sevab kazanır. Özürsüz olarak yapmayan azabı hak etmiş olur. Farzı inkâr eden dinden çıkar.
Farz İki Çeşittir:
a) Farz-ı Ayın: Her mükellefin yapması gereken farz demektir. Beş vakit namaz kılmak gibi.
b) Farz-ı Kifaye: Bazı mükelleflerin yapması ile diğerlerinin yapması gerekmeyen farz demektir. Cenaze namazı kılmak gibi. Bazı müslümanlar bir ölünün cenaze namazını kılarsa farz olan görev yerine getirildiğinden, diğer müslümanların ayrıca o ölü için cenaze namazı kılmaları gerekmez.

2) Vacib:
Farz kadar kesin olmamakla beraber kuvvetli bir delil ile yapılması emredilen şeye vacib denir. Bayram namazı kılmak, fıtır sadakası vermek ve kurban kesmek gibi.
Vacibin Hükmü: Vacipleri yapan sevab kazanır. Özürsüz olarak yapmayana azap gerekir.

3) Sünnet:
Farz ve vacipten başka Peygamberimizin ibadet niyetiyle yaptığı şeye sünnet denir.
Sünnet İkiye Ayrılır:
a) Sünnet-i Müekkede: Peygamberimizin çoğu zaman yaptığı, pek az yapmadığı sünnete Sünnet-i Müekkede denir. Sabah, öğle ve akşam namazlarının sünnetleri gibi.
b) Sünnet-i Gayri Müekkede: Peygamberimizin ara sıra yaptığı sünnete Sünnet-i Gayri Müekkede denir. İkindi namazının sünneti ile yatsının ilk sünneti gibi.
Sünnetin Hükmü: Sünnetleri yapan sevab kazanır. Peygamberimizin şefaatine nail olur. Sünneti bile bile terk edenler azarlanır.

4) Müstehab:
Peygamberimizin bazen yapıp, bazen de yapmadığı şeye Müstehab denir. Kuşluk namazı kılmak gibi.
Müstehabın Hükmü: Müstehab olan şeyleri yapan sevab kazanır, yapmayan azarlanmaz.

5) Mubah:
Mükellefin yapıp yapmamakta serbest olduğu şeylere mubah denir. Oturmak, yürümek ve uyumak gibi.
Mübah'ın Hükmü: Mübah'ı yapan sevap kazanmaz, yapmayan da günah işlemiş olmaz.

6) Haram:
Dinimizce yapılması kesin olarak yasaklanan şeye Haram denir. Haksız yere adam öldürmek, hırsızlık yapmak, içki içmek, kumar oynamak, domuz eti yemek, anne ve babaya karşı gelmek gibi.
Haramın Hükmü: Haramı işleyene ceza ve azap gerekir. Allah korkusundan dolayı haramdan kaçınan sevab kazanır. Haramı inkâr eden dinden çıkar.

7) Mekruh:
Haram kadar kesin olmamakla beraber, dinimizce yapılmaması istenen şeye mekruh denir.
Mekruh İkiye Ayrılır:
a) Kerahet-i Tahrimiyye=Harama Yakın Mekruh: Vacipleri yerine getirmemek gibi.
Hükmü: Böyle bir mekruhu işlemekten sakınan sevab kazanır. Yapan günah işlemiş olur.
b) Kerahet-i Tenzihiyye=Helâla Yakın Mekruh: Sünnet ve müstehapları yapmamak gibi.
Hükmü: Bu gibi mekruhlardan sakınanlar sevab kazanır, işleyenlere ceza gerekmez.

8) Müfsid:
Başlanmış olan bir ibadeti bozan şeylere denir. Namaz kılarken konuşmak, oruçlu iken bilerek yiyip içmek gibi. Konuşmak namazı, yiyip içmek de orucu bozar.
Hükmü: Özürsüz olarak ve bile bile ibadeti bozmak azabı gerektirir
Başlık: Filistin Duası - Allah Rızası için el açın dua edin
zinnureyn

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 319

MesajForum: İslami Videolar   Tarih: Pts Oca 26, 2009 4:17 am   Konu: Filistin Duası - Allah Rızası için el açın dua edin

Link
 

 Forum Seçin:   


Sitemizde Kullandığımız Forum PhpBB Forum'un Editlenmiş Halidir.
Kodları Düzenleyen: Halil ibrahiM KALKAN

Seccadem.com Site Tasarımı: Korhan Eşelioğlu
Seccadem.com  Tema Tasarımı Nuketema.com a  Aittir.