Ana Sayfa     Forumlar     Videolar     Dosyalarımız     Site Ekle     iletişim

Seccadem :: Arama
Seccadem
  
   SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları 
Kayıt OlKayıt Ol  ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 

Arama sonucunda 8 adet mesaj bulundu
Yazar Mesaj
Başlık: Salavatı Şerifenin Fazileti
fatisah

Cevaplar: 1
Görüntüleme: 467

MesajForum: Hadis-i Şerif   Tarih: Çrş Oca 21, 2009 12:29 am   Konu: Salavatı Şerifenin Fazileti
Efendimiz Aleyhisselam buyurdu:

- Bana en yakın olanlar, üzerime en çok salavat getirenler olacaktır.

- Üzerime salavat getirirseniz Allah da (c.c) sizin üzerinize salavat getirir.

- Bana salavat getirin. Nerede olursanız olun salavatınız bana ulaşır.

- Allah Teala (C.C) buyurdu: "Bir defa salavat getirene Ben ve meleklerim on defa salavat getiririz."

- Dua ile sema arasında bir engel vardır. Üzerime salavat getirilince engel açılır, dua yerine ulaşır.

- Sünnetimi ihya eden, üzerime salavat getiren, darda kalanlara yardımda bulunanlar kıyamet gününde arşın gölgesinde olacaklardir.

- Sırat üzerinde kalmış, hurma yaprağı gibi tirtir titreyen bir adam gördüm .O anda üzerime getirdigi salavat-i şerife gelip o durumdan onu kurtardı.

- Meclislerinizi salavat ile süsleyiniz.,

- Kiyamet günü büyük ecir almak isteyen, üzerime salavat getirsin.

- Üzerime salavat getirilmeden yapilan hiçbir dua kabul olunmaz.

- Ömrünü boş yere heba eden kisinin kaybettigi zamani telafi etmesi için salavat-i şerife ile meşgul olmalidir. Eger bütün Ömrünü ibadetle geçirmiş olsan sonra bir defa salavat-i serife getirsen, getirdigin salavat bütün ibadetlerinden daha ağır gelirdi. Çünkü sen kendi gücün nispetinde salavat getirmektesin. Allah Teala da (C.C) Rububiyyeti hesabıyla senin bir salavatına karşılık sana on salavat getirmektedir.Yani Allah Teala(C.C) sana on defa rahmet nazariyla bakmaktadir.
Allah Teala'nin (C.C) kuluna nazar-i rahmeti; insin, cinnin ibadetinden daha hayirlidir. Çünkü Allah(C.C) bir kuluna rahmeti ile nazar edince o kul azaba dûçar olmaz.

- Allah Teala(C.C), perşembe günü ikindi vakti, melekleri salavat-i şerife getirenlerin ismini yazmak için yeryüzüne gönderir. Cuma günü ve gecesi salavat getirmeyi ihmal etmemelidir.

* Salavat-i Şerife dünya ve ahirette insanin derecesini yüceltir. Onu büyük bir nur sahibi kilar. Kazanci en bol bir ticaret kaynağıdır.
Başlık: Sorularla, Kuran-ı Kerimi Okuma ve Dinleme Adabı
fatisah

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 254

MesajForum: Kitabımız Kuran-ı Kerim   Tarih: Pts Oca 19, 2009 5:37 pm   Konu: Sorularla, Kuran-ı Kerimi Okuma ve Dinleme Adabı

101 - Soru: Kur'an-ı Kerim'i okurken sallamak Yahudi âdetidir, diye bir hadis-i şerif var mıdır?
Cevap: Böyle bir hadis olduğunu hatırlamıyorum.

102 - Soru: Radyoda Kur'an okumak caiz midir?... adlı eser hakkındaki kanaatiniz nedir?
Cevap: Radyoda Kur'an okumanın caiz olup olmayacağı ve hangi şartlar altında caiz olabileceğine dair değişik görüşler bulunmakladır Bahsi geçen eserin bu noktadan haklılık payı vardır. Zira radyo her yerde açılabilmekte ve gerekli hürmet gösterilmemektedir. Bahsi geçen eserde bu nokta ile ilgili görüşler ifrattan uzak bulunmaktadır. Zaruret halinde mikrofonu mihraba koymak caiz değildir. Çünkü, cereyanın kesilmesi halinde imamı göremeyen ve sesini duyamayan cemaatin namazı tehlikeye düşer.

103 - Soru: Camide teyp ile Kur'an okunması ve dinlenmesi caiz mi?
Cevap: Hürmet gösterilerek dinlemek şartıyla evde veya camide teypten Kur'an-ı Kerim dinlemekte mahzur yoktur.

104 - Soru: Televizyonda ve radyoda Kur'an okunsa ve içinde secde ayeti geçse secde etmek caiz mi?
Cevap: Teyp, radyo ve plaktan dinlenecek Kur'an-ı Kerim'de secde ayeti geçse secde etmek vacib değildir. (El-Fıkh alâ Mezahibi'l-Erbea c. I, s. 353)
Vacib olmaması demek caiz olmaması demek değildir. Bazı ilim erbabı bunlardan duyulacak sesleri sada (sesin yansıması) olarak kabul etmektedirler. Bir kısım ilim adamlarımız ise radyo ve televizyon gibi âletleri, ses nakledici bir vasıta olarak görmekte ve secde ayetini bunlardan işitince ihtiyaten secde etmek gerekeceğine işaret etmektedirler. (Büyük İslâm İlmihali, namazla ilgili bahsin 370. maddesi)

105 - Soru: Benim karım Kur'an okumayı öğrenmek istiyor. Kendisini hocaya göndereyim mi? Caiz mi?
Cevap: Evet, caizdir. Varsa kadın hocayı tercih edersiniz. Bulamazsanız münasip birine gider. (Fetava-i Hindiye, c. 5, s. 360)

106 - Soru: Aşır okunurken "Vağfir lenâ" ile de amin demek mahzurlu mudur?
Cevap: Herhangi bir mahzur yoktur.

107 - Soru: Yatsı namazından sonra "Amenerresulü"yü okuyorum. Bundan sonra "Va'fü anna" kelimelerinden sonra cemaat "Amin" diyorlar. Cemaatin amin demesi bid'at mıdır, yoksa doğru mudur?
Cevap: "Va'fü anna lâfızları, bizi affet, bizi bağışla, bizi esirge" demektir. Bunlardan sonra "Amin" demek bid'at değildir. Ancak okuyan kimse, çabuk okuyor da "Amin" demeye müsait bir zaman kalmıyorsa, en sonunda "Amin" demek daha münasip olur. Fıkhi kitapları devamlı olarak okumanızı ve üzerinde düşünmenizi tavsiye ederim.

108 - Soru: Güneşin doğup battığı zamanda, (kerahet vakti) namazdan başka bir ibadet yapılabilir mi? Meselâ Kur'an-ı Kerim okunabilir mi?
Cevap: Farz namaz kılmanın mekruh olduğu vakitlerde Kur'an okumak yerine zikir ve salevat-ı şerife ile meşgul olunmalıdır.

109 - Soru: Aşır okumanın sonunda "Fatiha" denilince, Fatiha'dan önce salevat-ı şerife getiriliyor. Bunun hikmeti nedir?
Cevap: Duaların kabul olunması için, ya evvelinde veya sonunda salevat-ı şerife getirmek gerekir. Sure-i Fatiha içinde dua mânâsını tazammun eden ayetler vardır. Bu duaların kabulünü ümit ettiğimiz için ya Fatiha'dan önce veya bu sureyi okuyup tamamladıktan sonra salevat-ı şerife okumaktayız.

110 - Soru: Cünüp bir kimsenin, dil alışkanlığı yüzünden, ihlas-ı şerifi okumasında bir mahzur var mı?
Cevap: Unutarak okumasında vebal yoksa da, bilerek bütün bir ayeti okumak helâl görülmemektedir. Besmele ve kelime-i tevhid, yarım ayet sayıldığı için okunmalarında bir mahzur bulunmamaktadır.

111 - Soru: Çarşıda satılan "En'am" şeklindeki Kur'an ayetlerini, yedi kat naylona sararak boynuna takmakta bir mahzur var mı?
Cevap: O ayetleri boynuna takacağına nurunu kalbine, kelimelerini diline, hükümlerini kafasına, faziletlerini de ruhuna takmalıdır.

112 - Soru: "Fatiha" denildiği zaman salevat-ı şerife okunuyor. Sebebini açıklayınız.
Cevap: Fatiha, dua mânâsını tazammun eden ayetleri içine almış bulunmaktadır. Okuduğumuz ayetlerin ve yaptığımız duaların kabulünde ve barigâh-ı ehadiyyte ulaşmasında, Efendimizin mübarek ruhuna salât-ü selâm hediye etmenin büyük bir yardımı vardır.

113 - Soru: İhlas suresini okurken, (ehadü-nillâhüssamed) şeklinde okunması caiz midir?
Cevap: Caizdir. Bu usuldeki bir okuyuş, ayetin son bulduğu kelime "Nekre" bir isim ise diğer ayetin ilk lâfzı da lâm-ı tarifli bulunuyorsa bu şekilde vasledilir. İsimlerin sonuna gelen iki esre, iki ötre ve iki üstün, Arapça'da "Tenvin" adını almaktadır. Tenvin ise sakin bir nun demektir. Sakin bir kelime ile bu vasıl mümkün olmadığından, sakinin harekelenmesi halinde kesre (esre) ile harekelenmesi gerektiğinden "Ehadü-nillâhü" diye vasıl yapılmalıdır. Böyle bir vasıl uygundur ve namaza zarar vermez.

114 - Soru: Mevlidlerde, mevlid-i şerif veya Kur'an-ı Kerim okunduğu sırada, şeker dağıtılıyor veya şerbet veriliyor. Bu durum Kur'an veya mevlid dinlemeye mani olursa nasıl hareket etmek lâzım gelir?
Cevap: Kur'an okunurken dağıtmayıp diğer zamanda verilmelidir.

115 - Soru: Aşrın sonunda, "el-Fatiha" denildiğinde sâlâvat-ı şerifeyi önce mi, yoksa Fatih'dan sonra mı okuyacağız?
Cevap: Her iki şekil de caizdir. Okunması gerekli olan Fatiha'dır. Salevat-ı şerife, duanın kabulüne vesiledir. Önce veya sonra okunabilir.

116 - Soru: Sabi bir çocuk, abdestsiz Kur'an-ı Kerim okursa bir mahzur var mıdır?
Cevap: Mükellefiyet, akil ve baliğ olmasıyla başlar. Ancak bu edep üzere yetişmesini temin bakımından abdest aldırmalıdır.

117 - Soru: Kur'an-ı Kerim'i hatmettikten sonra duasını kendimiz mi yapalım, yoksa camide cemaatle beraber imam efendinin mi yapması lâzım? Kendimiz yapmamızda bir mahzur var mıdır?
Cevap: Kendiniz yapınız, daha münasiptir.

118 - Soru: Kur'an-ı Kerim okumayı sonradan öğrenen bir kimsenin yalnız başına Kur'an okunurken, bilmeyerek yapmış olduğu üstün, esre, ötre ve buna benzer hatalar günaha yol açar mı?
Cevap: Kendi kendine çalışmasında gösterdiği dikkate rağmen vaki olacak hatalardan sorumlu olmaz. Çünkü unutmak ve hata etmekten dolayı ahiret azabı kaldırılmıştır. Fakat okumayı düzeltmek için iyi okuyan bir kimsenin nezaretinde okumaya gayret gösterilmelidir.

119 - Soru: Geceleyin kabristandan geçerken ayet okunmaz diyorlar. Bu hususta bizi aydınlatır mısınız?
Cevap: Bu söz, yanlış bir iddiadır, dini bir dayanağı yoktur.

120 - Soru: Biz Kur'an ve tecvidi öğrendikten sonra daha fazla bilgi almak istiyoruz. Annemiz ve babamız izin vermiyorlar. Onlardan kaçak olarak kursa gelsek bir günaha girer miyiz?
Cevap: Siz kız çocukları, hayanın ve iffetin sembolü bulunmaktasınız. Kaçarak değil, mutlaka anne ve babanızı irşad ederek, ısrar ederek ve yalvararak ikna etmeye çalışınız. Sizin durumunuz, bir erkek çocuğunun durumu ile değerlendirilemez. Sonra, okumaya gideceğiniz kursun hizmetine de gölge düşürmüş olursunuz.

121 - Soru: "el-Fatiha" dendiği zaman salevat okunur mu, okunursa evvelinde mi yoksa sonunda mı okunmalıdır?
Cevap: Fatiha, dua mânâsı taşıdığı için, sonunda salevat-ı şerife okunması, duanın kabulüne vesile olur.

122 - Soru: Namaz Hocası isimli ilmihal kitabınızın baş yazısında Kur'an-ı Kerim'in yeni harflerle yazılmasında ilmi ve mantıki engelleri yazıyorsunuz. Ben bundan önce, çocuk okuturken yeni harflerle, süratli ezberlerler diye, sureleri yazıyor ve iyi netice alıyordum. Bunu, elif harflerini bellettiğim çocuklara yazıyor ve öğretiyordum. Bunun bir mahzuru var mı?
Cevap: Dini sahada verilecek kararı sadece akla dayamayacağız. Nakli esasları (ayetleri, hadisleri ve dini eserleri) dikkate alacak ve ona göre hüküm vereceğiz. Hz. Ali: "Din işi sadece akılla anlaşılacak olsaydı, mestin altına meshetmek daha münasip olurdu" demiştir. Bu itibarla Kur'an-ı Kerim ya ağızdan öğretilecek veya asli harflerden okutulacaktır. Zira Kur'an-ı Kerim'in hattı vahye dayalı olup, tevkifi'dir. Başka bir harf türü ile yazılması caiz değildir.

123 - Soru: Radyo ve televizyonda okunan Kur'an'ı dinlemekle sevap kazanır mıyız?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'i bir fem-i muhsinden dinlerken takındığımız edeb ve saygıyı teyp, televizyon ve radyodan dinlenilmesi anında da göstermek gerekir. Meselenin ele alınacak cephesi, her açılan yerde aynı saygıyı göstermenin imkânsızlığı sebebiyle, radyo ve televizyondan Kur'an okumanın caiz olup olmayacağını teemmüldür.

124 - Behce Fetvalarından: "Zeyd, Kur'an-ı Azimü'ş-Şan'ın bir kısmını kendisi okusa, okumadığı sureleri de emrederek Amr'a okutsa, Zeyd (kendi başına) hatim yapmış olmaz" (h.Ec. 2/165)
Açıklama: Fetvaya dikkatle bakılacak olursa, "İki kimse tarafından okunan sureler hatim sayılmaz" denilmemiş, "Zeyd, hatim yapmış sayılmaz" ifadesi kullanılmıştır. Bu itibarla, her şahıs okuduğu kısmın ecrini alır. Ancak başkasına emrederek okuttuğu zaman kendi okumuş sayılmaz.

Muvahhid İslam Ansiklopedisi
Başlık: Sorularla Allahu Tealaya İman
fatisah

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 335

MesajForum:  Allah'a (C.C.) İman    Tarih: Pts Oca 19, 2009 5:20 pm   Konu: Sorularla Allahu Tealaya İman


1- Soru: İnsanlar, yaptıkları işleri Allah yazgısı ile mi yaparlar, yoksa irade-i cüz'iyeleri ile mi işlerler?
Cevap: Cenab-ı Hak, kulunun yapacağı işi ve onu ne şekilde işleyeceğini biliyor. Bunun için, o işi, kulun yapacağından dolayı takdir buyurmuştur. Kulun, iradesine dayalı işlerde, önce kendi cüz"i iradesi, sonra Allah'ın iradesi sadır olur.

2- Soru: Allah'a, Peygamber'e, (neuzü billah) Sin ve Kaf ile küfreden kişiye selam verilir mi?
Cevap: Selam, Müslümana verilir. Bu alçaklığı yapan kimse Müslüman değildir ki selam verilmeye layık olsun.

3- Soru: Kalbe gelen vesveseleri uzaklaştırmak için Allah'a sığınmak ve Ayete'l-Kürsi'yi okumak fayda verir mi?
Cevap: Evet, fayda verir. Şeytanı kahredecek en güzel tedbirlerden biridir.

4- Soru: Allah'ın ve Peygamber Efendimiz'in ism-i şerifleri yatak odasında bulunsa bir mahzur var mıdır?
Cevap: Bu mübarek isimlerin bulunduğu odada yatmanızda bir mahzur yoktur. Elbise değiştireceğiniz zaman tesettüre dikkat göstermeniz ve bu mübarek isimlere karşı açık bulunmamanız İslami terbiye icabıdır.

5- Soru: Hz.Allah, takdir ettiği kaderimizi bizim dualarımızla, isteğimizle ve uğraşmamızla değiştirir mi, yoksa ne kadar uğraşsak takdir-i İlahi değişmez mi?
Cevap: Cenab-ı Hakk'ın takdiratı iki kısma ayrılmaktadır. "Kaza-i mübrem", "Kaza-i muallak". Kaza-i mübrem, "Levh-i mahfuz"da tespit edilmiş bulunduğundan, burada tebdil olmaz. "Bizim katımızdaki bir hüküm değiştirilmez"(1) mealindeki ayeti kerime bunun delilidir. Kaza-i muallak, "Levh-i mahv-ü isbat"da tespit edilmiş olduğu için bunda değişme olabileceği İslam uleması tarafından açıklanmıştır. "Allah dilediğini mahv, dilediği şey'i de isbat eder"(2) mealindeki ayet ile, "Allah onların kötülüklerini iyiliklere tebdil ediverir"(3) manasındaki ayet-i kerimeler bu görüşün delili olarak gösterilmektedir. (1-Sure-i Kaaf:29, 2-Sure-i Ra'd:39, 3- Sure-i Fürkan:70)

6- Soru: Efendim, ben İslamiyetten haberdar olan iyi bir ailede büyüdüm. Bunun için ne kadar şükretsem azdır. İslami bilgilerden ve İslami şuurdan mahrum bırakılmadım. Şeriatin nasıl bir nizam olduğunu ve biz gençlerin bu uğurda nasıl çalışmamız icap ettiğini, irtibat halinde bulunduğum hoca ve talebe arkadaşlardan öğrendim. Halen devam etmekte bulunduğum lisede, İslamiyetten habersiz veya körü körüne ona düşman olan arkadaşlarıma bildiklerimi aktarmaktayım. Buraya kadar her şey güzel! Böyle bir nimet, 20. asırda herkese nasip olmuyor. Fakat son zamanlarda -şeytan ve nefis müstesna- hiçbir baskı olmadığı halde, Allah'ın varlığı hususunda şüpheye düşmeye başladım. Önceleri küçük (zayıf) olan bu şüphe, gitgide beni rahatsız etmeye başladı. Mesela: Namaz içinde: 'Biz namaz kılıyoruz, ama ya Allah yoksa bu hareketimiz boşuna değil mi?' veya oruç tutar iken 'Ya Allah yoksa' şeklinde adi bir düşünce bütün benliğimi sarıyor. O derece ki, bundan kurtulmak ve sıyrılmak mümkün olmuyor. O derece ki, bundan kurtulmak ve sıyrılmak mümkün olmuyor. Mahkulat hakkında tefekkür etmeyi denedim ve fakat muvaffak olup bu şüpheyi tamamen giderebilsem -İnşaallah- İslamiyetin en iyi yaşayıcısı ve savunucularından bir mücahit olacağım. Buna, kendi kendime, yüzlerce defa söz verdim. Ne olur bana yardım edin.
Cevap: Birçok dünya ilimlerinin doğuşunda şüphe ilk noktadır. Bu duygu, kuvvetlenerek zan haline gelmiş, hududu tesbit edilmiş ve tarifi yapılmış ise "müsbet" olma vasfını kazanmıştır. Felsefe gibi bu vasfı kazanamayanlar mazide ve hâlde çöküp gitmişlerdir. Fakat Halık'ımızın varlığı o kadar açıktır ki, onun varlığında izahata bile ihtiyaç yoktur. Allah (cc) olmasa, aslı faslı, ismi ve cismi olmayan alem ve Adem nasıl ve ne şekilde olacaktı? Çamurdaki bir iz, oraya basan ve oradan geçip giden bir canlıya delalet etmeye yeterken, bu muazzam kainat ve içindeki varlıklar, Allah'ın varlığına açık birer delil değil midir? Tahmin ederim ki, şüpheciliği esas alan felsefecilerin tesiri altında kalmış veya yahut derslerinize giren hocaların bir kısmının kafalarınıza doldurduğu, felsefe yoluyla gönlünüze aktardığı evham ve şüpheler sizi ve birçok bahtsız genci bu hale sürüklemektedir. Siz aldığınız dini terbiyenin tesiri ile imanınızı korumak için nefs ve şeytanın tohumlarını yeşertmesine karşı cihad vermektesiniz. Bu imkan ve iktidara malik olamayanlar, küfrün ve inkarın içine düşmekte ve çok kere kendini kurtaramadan fani hayatını bitirmekte ve yitirmektedir. Kalbinize bu şüphe gelince, "Euzü billahi mineşşeytanirracim"i okuyunuz. O devam ettikçe siz de bu mübarek kılıçla nefsin boynunu vurmaya devam ediniz. Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de; "Eğer şeytandan bir fit seni dürtecek olursa hemen Allah'a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitici, tam bilicidir"(4) buyurmaktadır. Umarım ki, şeytanı bu şekilde kahredip, uzaklaştırmış olursunuz. Bunu takiben, yürekten gelen bir samimiyetiyle, yedi "Kelime-i tevhid" ile yedi defa "La havle vela kuvvete illa billahil-aliyyil azim" deyiniz. Böyle bir şüphe bulunmadığı zamanlarda Salevat-ı Şerife'ye devam ediniz. Günde yüz defa Efendimiz'in (sav) ruh-i şerifi için Salevat okuyunuz. Sesiniz, Allah Resulü'nün (sav) manevi antenlerine intikal etmeye başlar. Bunu takiben Efendimiz'in (sav) şefaat ve yardımlarını isteyiniz. Cankurtaran simidi, nasıl denize düşeni kurtarmakta yardımcı olursa, Salevat-ı Şerife de "itikadi meselelerde" şüpheye düşeni kurtaran bir "manevi gemi"dir. Bu şüphe hali, namaz içinde geldiği zaman, kalbinizin dili ile iblise şu cevabı veriniz: "Allah (cc) olmasaydı, olmayan bir şey için, sen bana bu vesveseyi yapar mıydın? Senin yaptığın bu vesvese bile Allah'ın var (sav) olduğunun delilidir." Bir de banyo yaptığınız yere küçük abdest bozmayınız. (5) Sure-i A'raf: 200

7 - Soru: Allah'tan (cc) başkasına secde caiz olmadığı halde, meleklerin Adem Aleyhisselam'a secdesi nasıl caiz olmuştur?
Cevap: Meleklerin Adem Aleyhisselam'a secde etmeleri, kendi arzularından doğmuş değildir. Bu secde, Cenab-ı Hakk'ın emriyle olmuştur. Allah'ın (cc) emriyle ve yüce Halıkımızın Hz. Adem'in (as) vücudunda tecelli eden ilahi kudret ve kemalatı önünde secde etmişlerdir. Bu sebeple yaptıkları secde Allah'ın (cc) emriyle olduğu için, Allah'a (cc) yapılmış olmaktadır. Diğer bir ifade ile bu secde, teabbüdi değil, hürmetle bir eğilmedir.

8 - Soru: Üzerinde Allah'ın (cc) adı bulunan bir yüzük ile helaya girilebilir mi?
Cevap: Bu yüzük parmağında iken helaya girmek mekruhtur. Fakat bu yüzük parmağında iken kırda abdest bozmakta bir sakınca yoktur. Mühim olan bununla kirli bulunan mahalle, helaya girilmemesidir.

9 - Soru: Allah Teala'nın varlığına ve birliğine iman etmenin farz oluşu akli midir, yoksa şer'i midir?
Cevap: Biz Maturilere göre aklidir. İmam Ebu Hanife Hazretleri şöyle demektedir: "Şayet Allah, peygamber göndermemiş olsaydı, yarattığı (insan) üzerine, onun varlığını akılla bilmek vacip olurdu."

10 - Soru: Bir cemiyette bize adamın biri 'Allah nerede ve bana göster' dedi. Bu kişiye nasıl davranmak gerekirdi?
Cevap: Siz de ondan aklını ve ruhunu göstermesini isteyin. Göstersin bakalım. Var olan her şeyin görülmesi gerekmediği gibi, görülmeyen bir şeyin de yok olması gerekmez.

11 - Soru: Gazetelerde "Allah" lafzı geçiyor ve bu gazeteler çeşitli yerlere atılıyor. Bu Allah (cc)'ın ismine karşı bir saygısızlık olmuyor mu?
Cevap: Gazete ve benzeri neşir vasıtaları içinde Lafza-i Celal ve benzeri mübarek kelimeler varsa, onları ayak altında bırakmamalıdır. Çaresizlik karşısında toplayıp yakmak daha münasip bir tedbir olur.

12 - Soru: Yatak odasında Kelime-i Tevhid veya Kelime-i Şehadet yazılı levhaların bulundurulmasında bir sakınca var mıdır?
Cevap: Tesettüre tam riayet edilemiyorsa yatak odasına bu gibi levhaları asmamalıdır.

13 - Soru: Zebur kitabına tapanlar hala var mıdır? Eğer varsa onlara ne deriz?
Cevap: Zebur kitabına tapma olmamıştır. Ancak onunla amel edenler bulunmuştur. Esasen Zebur birtakım va'z münacatlardan meydana gelmiştir. Hz. Davud ve onun ümmetleri Tevrat'ın hükümleriyle amel etmişlerdi.

14 - Soru: İman mahluk mudur, değil midir?
Cevap: Sualinizin va'z ediliş tarzında bir yanlışlık vardır. Doğrusu "Kur'an mahluk mudur, değil midir?" olacaktır. Cevabı buna göre verelim: Kur'an-ı Kerim mahluk değildir.

15 - Soru: Din ile iman arasındaki fark nedir?
Cevap: Din, "Cenab-ı Hakk'ın va'z ettiği ilahi bir kanundur ki, akıl sahiplerini kendi ihtiyarları ile neticesi hayır olan şeye sevk (ve teşvik) eder." İman da, "Peygamber Efendimiz'i (sav), Allah (cc) tarafından getirdiği kesinlikle bilinen şeylerin tamamında tasdik etmek"ten ibarettir.

16 - Soru: "İlim son sözünü söylemiştir" cümlesini lütfen izah eder misiniz? Mesela, bir İmam Gazali için de durum böyle midir
Cevap: Bu sözde bahsi geçen ilim, "dini ilimdir." Müsbet ilim ise, emekleme ve zirveye doğru tırmanma gayreti içinde bulunmaktadır. Bu sebeple son sözü söyleyememekte ve acze düşmektedir. Yoksa dini ilimlerde gereken söylenmiş bulunmaktadır. İslami ilimler, her hususta sözünü söylemiştir.

17 - Soru: Din ve imanı veya bunların esaslarından birini -maazallah- inkar eden "kafir" olur mu?
Cevap: Din ve imanı inkar eden ve İslamiyetin emirlerinden yahut yasaklarından herhangi birini reddeden kimse, derhal kafir olur.

18 - Soru: Tedbir, takdiri bozar mı?
Cevap: Tedbirin alınması takdire aykırı bir iş değildir. Eğer bir husustaki takdir-i ilahi, Levh-i Mahfuz'da takdir ve tesbit edilmiş ise, onda değişiklik cari olamaz. Şayet Levh-i Mahv ü isbatda tesbit edilmiş ise, onda değişiklik olabilir. Bu değişiklik Cenab-ı Hak tarafından olur. Yoksa bizim tedbirimizden değil.

19 - Soru: Bugün, dünya üzerinde san'at pek büyük önem taşımaktadır. Resim, müzik ve heykelcilik vs. de san'attan sayılmaktadır. Dünya milletleri, sanatlarının gelişmiş olması oranında zahiren ve hükmen itibarlı oluyorlar.Bizler, okullarda şu sorularla karşılaşıyoruz: "Uygarlığın gelişmesi demek olan san'ata karşı çıkmak, uygarlıkla bağdaşmaz. İslam dini, resim, heykel ve müziğe müsaade etmemiş. Bu sebeple insanlığın san'at alanında ilerlemesine set çekmiş oluyor. Nasıl olur böyle şey?"
Cevap: İslam dini, resmin tamamını ve hacmi şekillendirmek demek olan heykelciliğin hepsini yasaklamış olmayıp canlı varlıkların resmini yapmayı ve heykel yontmayı men etmiştir. İslami eserlerdeki tezhipler ve minyatürler, cansız varlıkların resmini çizmek ve nakş etmekte bir mahzur bulunmadığının açık delilidir. Minberlerin yapılmasındaki oymacılık, sütunların ve direk başlıklarının yapılmasında yontma san'atının ve mihraplardaki mukarnasların yapılmış olması, heykelciliğin ancak canlı varlıklara ait olanının yasaklanmış ve geri kalanının serbest bırakılmış olduğunu açıkça göstermektedir. Resim ve heykelcilikteki bu küçük daraltma, nesiller boyunca devam eden puta tapıcılığın önüne set çekmek gayesiyle olmuştur. İslami ölçüler önünde san'at, san'at için değil, gaye için kullanılacaktır. "Uygarlığın gelişmesine" çalışırken, san'atı başıboş bırakmayan İslam, onu disipline etmiştir. "Bugünün medeni insanları, resme tapmıyor. Bu endişe, geçmiş zamana ait olarak kalmalı, hale müdahale etmemeli değil midir?" diyenlerin bulunduğuna şahit olmaktayız. Bu iddia tam olarak doğru değildir. Zamanımızın insanları arasında fetişizmin kalıntılarına rastlanmakta ve putperestliğin özentisini taşıyanların bulunduğunu görmekteyiz. Esasen, geçmiş tarihlerde de insanoğlu, resmi yapıp karşısına geçip tapınmaya başlamış değildir. Belki, önce Ma'bud-ı hakıykî olan Allah'tan (cc) gayrisine tapmaya başlamış ve daha sonra bunların resim ve heykelini yapmaya kalkmıştır.
İslam dini, "uygarlığın gelişmesi demek olan" san'ata karşı çıkmamış; "uygarlığın" aygırlığa dönüşmesini önlemiştir. Biz Müslümanlar, ilme tapmayız. Müsbet ilmin kanunlarını vaz eden Allah'a (cc) iman ederiz. İslam, müziğin belden aşağısına ve nefse hitap eden çeşidine karşı tavır almış ve bunların bestelenip seslendirilmesine karşı çıkmıştır. "Rakı şişesi içinde balık olsam" diyen sözde şairlerin, "Donlara Destan" yazan beyinsizlerin,
bir tutacak dal mı verdi,
Bir giyecek şal mı verdi,
Kucak kucak mal mı verdi?
Ya nem alır "felek" benim? diyen dinsizlerin güftesini besteye, daha sonra sahneye ve hatta devlet radyosunda okutmaya kadar vardıran zihniyetin müzik anlayışı ile İslam'ın müsaade ettiği musiki arasında, üzümden elde edilen şıra ile şarap arasındaki kadar büyük fark vardır. İslam, san'atın aslını değil, yozlaştırılmış vasfını yasaklamış bulunmaktadır. Bu hükmü ile de insanlığın hayrına ve ilim haysiyetinin korunmasına matuf tedbir koymuş bulunmaktadır.

20 - Soru: İnsanlar rızık hususunda müsavi olarak yaratılmışlar mıdır?
Cevap: Rezzak-ı Kerim olan Rabbimiz, herkesin rızkını farklı yaratmıştır. Bunda pek çok hikmetler vardır. Kimine fazla verse azacaktır, kimisine de az verse kızacak ve ahlakını bozacaktır. Bunların uhrevi sorumluluğunu önlemek için kimine az verir, kimine de bol ihsan eder. Bu, ilahi bir tensip ve akılla izahı kolay olmayan bir taksimdir. Kullar teslimiyet-i külli ile hareket etmeli ve kadere rıza göstermelidir. Bu hususla ilgili bir Ayet-i Kerime, (eş-Şüra suresinin 27. Ayet-i Celilesi) bulunmaktadır. Üzerinde ibretle düşünmenize vesile olur ümidiyle aşağıya yazıyorum: "Eğer Allah bütün kullarına (müsavat üzere) bol rızık verseydi, yeryüzünde muhakkak ki taşkınlık ederler, azarlardı. Fakat O, ne miktar dilerse (rızkı o kadar) indirir. Şüphe yok ki O, kulların (ın her halin)den hakkıyla haberdardır, (her şeyi) kemaliyle görendir."

21 - Soru: Cenab-ı Allah, bütün ruhları alem-i ervahta yarattı. Biz, ecdadımızın torunları sayılmaktayız. Biz mi onların torunlarıyız, yoksa onlar mı bizim torunlarımızdır? Bu husus bilinmemektedir. Çünkü ruhlarımız hep birlikte yaratıldı. Bu hususta bizi aydınlatır mısınız?
Cevap: Bunu bilinmeyecek ve aydınlatılmaya ihtiyaç gösterecek bir tarafı yok. Fakat her nasılsa sizin içinize bir kurt düşmüş olacak. Bildiğimiz kadarı ile durumu açıklayıp size faydalı olmaya çalışacağız. Vücutların ruhlarla imtizacı neticesinde bu aleme gelişlerindeki sıra ile, dünyaya gelmelerine sebep olan babanın tesiri dikkat alınınca, önce gelen, daha sonra doğandan büyük olmakta ve yakınlık derecesine göre baba ve dede diye isim almaktadır. Aynı gün meydana gelen birçok yumurta, kuluçka makinasına veya tavuğun altına değişik zamanlarda konulsa, aralarındaki bu fasıla ikişer ay olsa, yumurtadan ilk çıkan civciv, ikinci çıkacak yavrulardan iki ay büyük, daha sonra çıkacak civcivlerden dört ay büyük olmaz mı? Yumurtalar aynı gün doğduğu için, bu fasılalarla meydana gelen civcivleri aynı yaşta kabul etmeye mantık ve ilmi hakikatler müsait mi? Ne dersiniz?

22- Soru: Zamanın tebeddülü ile ahkam tebeddül eder, sözü her sahada geçerli midir?
Cevap: Ayet ve hadis ile hükme bağlanmış şeylerde zamanların tebeddülü ile en küçük bir değişiklik asla caiz olmaz. Bu fıkıh kaidesinde değişeceği bildirilen hükümler, ancak örf ve adete dayalı şeylerdedir. Beldelerin "Kile" diye isimlendirdikleri ölçek, birçok memlekette birbirinden farklı bulunmaktadır. Bunda bir mahzur yoktur. Zira örf-i belde böyle devam edegelmiştir. Havaların sıcak ve soğukluğuna göre değişik giyiniş tarzı da örf ve adetlerle tesbit edilebilir. Yoksa namaz, oruç gibi ibadetlerin ne zamanında, ne edasında asla bir değişiklik düşünülemez. Bu, zamana değil, Kur'an'a bağlı bir hükümdür.

23 - Soru: Elfaz-ı küfrü telaffuz edenin hükmü nedir?
Cevap: Böyle bir kelimeyi söyleyen küfre girer, îman ve nikahını yenilemesi gerekir. İman edince nikah geri gelir. Bu söz, boşanmada kullanılan bir lafız gibi nikahı noksanlaştırmaz.
Başlık: Cenk marşı - M. Akif Ersoy
fatisah

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 306

MesajForum: İslami e-Kitaplar, Şiir ve Yazılar   Tarih: Pts Oca 19, 2009 5:05 pm   Konu: Cenk marşı - M. Akif Ersoy


Ey sürüden arkaya kalmış yiğit
Arkadaşın gitti haydi sen de git
Bak ne diyor ceddi şehidin işit
Haydi git evladım uğurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
Uğurun açık olsun uğurlar ola.

Eşele bir yerleri örten karı
Ot değil onlar dedenin saçları
Dinle şehit sesleridir rüzgarı
Haydi git evladım uğurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek on safa geçmiş bulun
Uğurun açık olsun uğurlar ola
Haydi levent asker uğurlar ola

Yerleri yırtan sel olup taşmalı
Dağ demeyip taş demeyip aşmalı
Sende ki coşkunluğa er şaşmalı
Kahraman askerim uğurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
Haydi levent asker uğurlar ola
Haydi git evladım uğurlar ola.

M.Akif Ersoy

Başlık: Birlik - M. Akif Ersoy
fatisah

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 340

MesajForum: İslami e-Kitaplar, Şiir ve Yazılar   Tarih: Pts Oca 19, 2009 5:03 pm   Konu: Birlik - M. Akif Ersoy
Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;

Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun,
Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun.

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar
Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar,

Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!

Mehmet Akif Ersoy
Başlık: Bir Gece - M. Akif Ersoy
fatisah

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 296

MesajForum: İslami e-Kitaplar, Şiir ve Yazılar   Tarih: Pts Oca 19, 2009 5:01 pm   Konu: Bir Gece - M. Akif Ersoy


On dört asır evvel yine bir böyle geceydi
Kumdan ayınon dördü bir öksüz çıkıverdi
Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
Halbuki kaç bin senedir bekleşmedelerdi
Nerden görecekler göremezlerdi tabi
Bir kere zuhur ettiği çöl en sapa yerdi
Bir kere de ma'mure-i dünya ozamanlar
Buhranlar içindeydi bugünden de beterdi
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta
Dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi
Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin
Salgındı bugün Şark'ı yıkan tefrika derdi

Derken büyüyüp kırkına gelmişti ki öksüz
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi
Bir nefhada kurtardı insanlığı o masum
Bir hamlede kayserleri kisraları serdi
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi
Zulmün ki, zeval akılına gelmezdi, geberdi
Alemlere rahmetti evet şer-i mübini
Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi
Dünya neye sahipse onun vergisidir hep
Medyun O'na cemiyeti medyun O'na ferdi
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet
Ya Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret

Mehmet Akif Ersoy
Başlık: Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Sizin Beyninize?-M. Akif Ersoy
fatisah

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 310

MesajForum: İslami e-Kitaplar, Şiir ve Yazılar   Tarih: Pts Oca 19, 2009 5:00 pm   Konu: Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Sizin Beyninize?-M. Akif Ersoy


Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam,
Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlıyamam,

Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize?

Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı,
Aynı milliyetin altında tutan islam'ı,

Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...

Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..
Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!

Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan;
Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.

Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,
Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah.

Diye dursun atalar: 'Kal'a içinden alınır.'
Yok ki hiç bir kişiden... Millet-i merhume sağır!

Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye...
Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye.

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukca yürekler, onu top sindiremez.

Bırakın eski hükümetleri meydandakiler
Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.

işte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti!
işte Irak'ı da taksim ediyorlar şimdi.

30 Muharrem 1331
27 Kanunuevvel 1328
1913

Mehmet Akif Ersoy
Başlık: Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak- M. Akif Ersoy
fatisah

Cevaplar: 0
Görüntüleme: 325

MesajForum: İslami e-Kitaplar, Şiir ve Yazılar   Tarih: Pts Oca 19, 2009 4:58 pm   Konu: Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak- M. Akif Ersoy
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.'
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?
Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez...
En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,
Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! '
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da demiyor bir tarafından!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! ' deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.



14 Mart 1913

Mehmet Akif Ersoy
 

 Forum Seçin:   


Sitemizde Kullandığımız Forum PhpBB Forum'un Editlenmiş Halidir.
Kodları Düzenleyen: Halil ibrahiM KALKAN

Seccadem.com Site Tasarımı: Korhan Eşelioğlu
Seccadem.com  Tema Tasarımı Nuketema.com a  Aittir.